Tüm Tanıklar

Ahmet Akbıyık

www.haberdairesi.com Yazı İşleri Müdürü

O gece en temel prensibimiz, doğruluğundan emin olmadığımız hiçbir bilgiyi yayınlamamaktı. Resmi kaynaklardan doğrulanmayan bilgileri ekrana taşımadık.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun desteği, Konya Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları ile Anadolu Yayıncılar Derneği tarafından KONTV olarak Konya’da organizasyonunu üstlendiğimiz Uluslararası Kültür Turizmi ve Medya Kurultayı’nın ilk günüydü 15 Temmuz 2016. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra yerli ve yabancı onlarca gazetecinin de katıldığı organizasyonun ilk bölümünü tamamlamış, yayınlarını bitirip ana haber bültenini tamamladıktan sonra yoğun günün ardından kurumdan ayrılmış ve eve gitmiştim.

Saat 22.00 sıralarında telefonuma gelen bildirimde İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nün askerler tarafından kapatıldığı yazıyordu. Birkaç dakika sonra kapatmanın tanklarla yapıldığı belirtilince bir büyük saldırı ya da saldırı girişimi gibi bir olayın yaşanmış olabilme ihtimalini göz önünde bulundurup hemen evden çıkıp 7-8 kilometre uzaklıktaki KONTV Haber binasına doğru hareket ettim. Çok kısa süre sonra eşim telefonla arayıp, Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın canlı yayına bağlandığını söyledi. Sayın Yıldırım, bir kalkışma ihtimali üzerinde durduklarını ifade edip, “Bu kanunsuz eylemin içerisinde olanlar en ağır şekilde bedelini ödeyecekler.” dedi. Haberi birinci ağızdan, Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın ilk açıklamayı yaptığı saat olan 23.02’de haber yayını için yolda olduğum aracın içinde aldım.

O anda içimde çok ağır bir duygu oluştu. Bunun sıradan bir güvenlik olayı olmadığını, ülkenin kaderini etkileyecek tarihi bir gece yaşandığını hissettim. Bir gazeteci olarak refleksim hemen görevimin başına koşmak oldu. Ama aynı zamanda bir vatandaş olarak da büyük bir endişe, öfke ve belirsizlik hissi yaşıyordum. O gece artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünüyordum.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Durumun ciddiyetini en net şekilde Ankara’dan gelen ilk görüntüler ve savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı haberleriyle kavradım. Özellikle TRT’de bildirinin okutulması, bunun organize bir darbe girişimi olduğunu açık şekilde ortaya koydu. O an artık mesele sadece bir kalkışma ihtimali değil, doğrudan milletin iradesine yönelmiş bir saldırıydı.

KONTV Haber Merkezi ile canlı yayın rejisi arasındaki haber ve canlı yayın koşuşturmasında aklımdaki ilk düşünce, “Millet doğru bilgiyi, bizden almak zorunda” düşüncesiydi. Çünkü böyle gecelerde bilgi kirliliği en büyük tehlikeydi. İnsanların paniğe değil, doğru bilgiye ihtiyacı vardı.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

En büyük zorluk bilgi akışındaki karmaşaydı. Bir taraftan sosyal medyada yüzlerce farklı iddia dolaşıyor, diğer taraftan resmi kurumlardan gelen bilgiler anlık olarak değişebiliyordu. Aynı anda hem ekranı yönetmek, hem sahadaki ekiplerle bağlantıyı sürdürmek, hem de doğrulanmamış hiçbir bilgiyi yayınlamamak çok büyük bir sorumluluktu.

Bunun yanında herkesin ailesi ve yakınları için endişe duyduğu bir ortamda profesyonel refleksi koruyabilmek de ayrı bir zorluktu. Ve tabi ben de evden çıkarken eşim ve 3 çocuğuma veda bile edemeden çıkmıştım.

Mesleki açıdan yaşadığımız zorluk ise Haber Dairesi Başkanımız Mustafa Tatlısu canlı yayındayken darbeci askerler tarafından yayınlarımızın kesilmesi oldu. TV yayını karartıldı. Teknik ekipler yayını yeniden başlatmak için çalışma yaparken, biz de haber akışını sosyal medya hesaplarımız ve bugün önemi daha da artan internet medyamız üzerinden sürdürdük.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

O gece en temel prensibimiz, doğruluğundan emin olmadığımız hiçbir bilgiyi yayınlamamaktı. Resmi kaynaklardan doğrulanmayan bilgileri ekrana taşımadık. Valilik, Emniyet, belediye yetkilileri ve Ankara’daki güvenilir temaslarımızla sürekli iletişim halindeydik. Özellikle sosyal medyada yayılan manipülatif içeriklere karşı çok dikkatli davrandık. İnsanları paniğe sürükleyecek değil, doğru yönlendirecek bir yayın anlayışı benimsedik.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

O gece herkes görev tanımının çok ötesinde bir sorumluluk aldı. Kimse “Mesaim bitti” demedi. Muhabirinden kameramanına, reji ekibinden teknik personele kadar herkes adeta tek yürek oldu. Bazı arkadaşlarımız saatlerce ailesine ulaşamadı ama görev yerini terk etmedi. O gece basın mensubu olmanın ötesinde, ülkesine sahip çıkan insanlar olarak hareket ettik.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Çünkü gazetecilik sadece haber aktarmak değildir; toplumun hafızasına ve iradesine sahip çıkmaktır. O gece insanlar ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Eğer medya susarsa kaos büyürdü. Bizim motivasyonumuz; milletin doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak ve demokrasiye sahip çıkmaktı. Açıkçası o saatten sonra insan kendi güvenliğini ikinci plana atıyor. Çünkü mesele şahsi değil, memleket meselesi haline geliyor.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Bence Türk basınının o geceki ortak duruşu darbe girişiminin başarısız olmasında çok önemli rol oynadı. Çünkü yerel kanallara kısmi karartma olsa da genel anlamda medya susturulamadı. Birçok televizyon kanalı yayın yapmaya devam etti, halk gelişmeleri anbean takip etti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın halka yaptığı çağrının milyonlara ulaşması da bunun en önemli örneklerinden biri oldu. İnsanlar meydanlara çıkarken yalnız olmadığını gördü. Medya o gece milletle aynı yerde durdu.

O dönem müdürlüğünü yaptığım KONTV Haber, CNN Türk canlı yayını öncesi Marmaris’te gazetecilere açıklama yapan Cumhurbaşkanımızın halka çağrısını yayınlayan ilk TV kanallarının başında geldi. Demokrasi nöbetleri tamamlanana kadar da canlı yayınlarımız kesintisiz devam etti.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Evet, Türk medyasının o gece çok önemli bir sınav verdiğini düşünüyorum. Farklı görüşlerdeki yayın kuruluşlarından bile söz konusu vatan ve demokrasi olunca ortak tavır alanlar oldu. Bu çok kıymetliydi. Eğer medya susturulsaydı ya da insanlar sadece darbecilerin yayınlarına mahkum bırakılsaydı, toplum çok daha büyük bir korku ve belirsizlik içine sürüklenebilirdi. O gece medya sadece haber vermedi; aynı zamanda milletin moralini, direncini ve birlik duygusunu da ayakta tuttu.

15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişimi yaşanmadı; aynı zamanda Türkiye’nin demokrasiye, milli iradeye ve özgürlüğüne sahip çıkma iradesi de tüm dünyaya gösterildi. O gece sokaklarda millet, ekran başında ise medyamız, tarihi bir sınav verdi. Gazeteciler olarak bizler de yalnızca haber aktarmadık; milletin doğru bilgiye ulaşabilmesi için büyük bir sorumluluk üstlendik.

Aradan yıllar geçmesine rağmen 15 Temmuz’un hafızalardaki yeri hala çok taze. Çünkü o gece verilen mücadele, sadece bir gecenin değil, bir ülkenin geleceğinin mücadelesiydi. Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.