İrfan Tarakçıoğlu
Pusula Gazetesi Yazı İşleri MüdürüTürk Basını hain darbe girişiminin olduğu geceden, şehit verme pahasına yüzünün akıyla çıktı. O gece mesleki reflekslerden öte vatan ve millet ön plandaydı.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
Her gün gibi 16 Temmuz 2016 tarihli gazetenin hazırlıklarını yaparken, günün gelişmelerini içeren 1.sayfa ve diğer sayfaları şekillendirmiştik. Gazetenin 1.sayfasında o gün Erzurum’da bulunan dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın beyanatı yer alıyordu. Ala, dünyanın terörle savaş halinde olduğunu, Türkiye’nin teröre karşı etkili bir küresel işbirliği istediğini belirtiyordu. O gün, Erzurum’da kalabalık bir gündem bulunuyordu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın vefat eden amcası Mustafa Akdağ için cenaze töreni vardı. Siyasiler cenaze törenine katılmış, akşam da Erzurum’dan ayrılmışlardı.
Gazetenin hazırlıklarını tamamlamış, matbaaya göndermiş ve evlerimize dönüyorduk. Eşim ve çocuklarım Ankara’da oldukları için eve erkenden gitme yerine Cumhuriyet Caddesi’nde bir müddet dolaşıp saat 20.00 gibi eve döndüm. O sırada eşimle telefonda konuştuk. Ankara’da savaş uçaklarının alçaktan uçuş yaptıklarını ve çocukların korktuğundan bahsetti. İlk anlarda bunun ne anlama geldiğini kavrayamadım.

Televizyonu açıp haberleri izlemeye koyuldum. Bu arada Ankara’daki bir gazeteci arkadaşı arayıp, neler olduğunu sordum. ‘Kalkışma gibi bir şeyler oluyor’ cevabını alınca, hemen aklıma 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi geldi. Çocukluk yıllarımda darbenin sabahında sokağa çıkmış, askerlerin olduğunu görünce eve dönmüş ve rahmetli babamın hemen radyoyu açtığını, darbe bildirinin okunmakta olduğunu duyunca durumun önemini kavrayamasam da ‘Darbe olmuş’ sözü yer etmişti zihnimde. Televizyonlarda İstanbul Boğaziçi köprüsünün askerler tarafından kapatıldığı, Ankara’da uçakların alçaktan uçuş yaptığı şeklinde haberler yer alıyor, ama net bir bilgi yer almıyordu.
Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
TRT ve diğer haber kanallarında yapılan yorumlardan da net bir durum tespiti yapamayınca, gazetedeki arkadaşlarla birkaç kez telefonla konuşup anlamaya çalıştık. Saat 21.00’i geçmişti. O tarihte Yönetim Kurulu Üyesi olduğum Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı rahmetli Feridun Fazıl Özsoy, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 8. Başkanlar Kurulu toplantısı için 74 Gazeteci Cemiyeti Başkanı ile Ağrı’da bulunuyordu. Feridun Beyi arayıp, konuştum. TGK Başkanı Nuri Kolaylı ve diğer başkanlarla birlikte dönemin Ağrı Valisi şimdiki Kütahya Valisi Musa Işın’ın yanına gidip Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu olarak darbe girişimine karşı yayındayız, dediklerini söyledi. Başkanın bu sözleri sonrasında artık bu kalkışmanın hain bir darbe girişimi olduğundan şüphem kalmamıştı. Bu arada vatanımıza ve milletimize, çoluk çocuğuma bu hain girişimden bir zarar gelmemesi için dua ediyordum. İstanbul’da tankların önüne kendini atanlar, tankların üzerine çıkanları görünce, bu işin milletin iradesinin galibiyeti ile sonuçlanacağına inancım tazelendi adeta. Bir taraftan Erzurum’daki gelişmeleri takip ediyor, diğer taraftan da Ağrı’da neler olup bittiğini merhum Başkan Feridun Başkanla istişare ediyorduk. Doğubeyazıt’taki Zırhlı Tugay Komutanı’nın sözde sıkıyönetim komutanı olarak Ağrı Valisi’ni tutuklamak için geleceğini, Vali Musa Işın’ın da “Yüreğin yeterse gel de al! “ şeklindeki cevabını aktardı, başkan.

Bu arada Erzurum’da da cadde ve sokaklar hareketlenmiş, bu sırada Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Vali Seyfettin Azizoğlu, milletvekilleri, Emniyet Müdürü Kamil Karabörk ve diğer yetkililer durum değerlendirmesi yapmış, sözde sıkıyönetim genelgesinde adları geçenler için gözaltı kararı alınmıştı. Cumhuriyet Caddesinde on binlerce Erzurumlu toplanmış, FETÖ’cü hainlere karşı protesto gösterisi yapıyordu.
O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Şehir merkezinde en küçük bir kalkışmaya karşı emniyet ekipleri köşe bucak her yeri tutmuş, panzerlerle yollara barikatlar kurulmuştu. Dolayısıyla akla-karanın daha sonradan ortaya çıktığı bir ortamda temkinli davranmak aynı zamanda devlet ve milletimizin idaresinin de yanında durmak durumundaydık. Bu öyle her gün karşılaştığımız bir asayiş olayı, sıradan bir haber değildi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, dönemin başbakanı Binali Yıldırım’ın, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyonlarda yaptıkları çağrılar, durumun devlet ve milletimizin istikameti dışında bir yöne çevrilemeyeceği yönündeki hissiyatımızı kuvvetlendirdi. Gelen bilgilerin, yanlış yönlendirmeler içerebileceği ihtimalini de unutmadan değerlendirmek zorundaydık. Öyle de yaptık. Tek korkumuz ve endişemiz ülkemizin bir işgale uğramasıydı.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Sosyal medyada yaşanan bilgi kirliliği ve kaos ortamı, hainlerin kanlı girişimi, milletimizin sağduyusu ile vatan ve bayrak aşkı onurlu duruşu ile bertaraf edilmişti. Gelen bilgiler, sahada yaşayarak gördüğümüz gelişmeler, devlet yöneticilerinin de bulunduğu alanda, ilk ağızdan teyit edilerek vatandaşa ulaştırıldı.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
Gece boyunca gazetedeki arkadaşlar koordinasyon içerisinde görevini yerine getirirken, protesto gösterileri ve diğer gelişmelerle ilgili haber merkeziyle istişare edilerek ertesi günkü gazete için yeni bir sayfa hazırlandı ve gazete yeniden basıldı. Erzurum’da ve Türkiye’nin birçok ilinde, 16 Temmuz tarihinde hain darbe girişimini haber veren ender gazetelerden birisi Pusula Gazetesi’ydi. Diğer gazeteler, Pazar günü baskı olmadığı için 18 Temmuz Pazartesi baskılarında gelişmeleri verebildiler.
Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?
40 yıldır gazetecilik yapan birisi olarak Erzurum ve bölge illerinde haber takip ederken korktuğum, endişelendiğim birçok olay yaşamışımdır. Habere giderken, sahadayken, can güvenliğimizi düşünmek aklımıza gelmiyor, desek yeridir. Bir sel haberini takip ederken en fazla çizme giyer, yağmurluğu sırtımıza geçiririz. Elbette görev yerimiz olan Erzurum’da; İstanbul’da, Ankara’da ve bazı illerde olduğu gibi sıcak gelişmeler olmadı. Haberciler olarak yetkililerin müsaade ettiği ölçülere göre hareket ederiz, habere giderken, alandayken de başka da bir tedbirimiz olmaz bizim. Çünkü bu bizim işimiz. Arkamızda anamızın-babamızın duası, biraz da dikkat. Hepsi bu kadar.
Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Türk Basını hain darbe girişiminin olduğu gece görevini, şehit verme pahasına yüzünün akıyla yerine getirdi. O gece mesleki reflekslerden öte vatan ve millet ön plandaydı. O gece vatan mevzu bahisti. Vatan mevzu bahis olunca gerisi teferruattı. Türk basını yereliyle, yaygın basınıyla, radyosuyla, televizyonu ile o gece bulundukları mevziiyi terk etmeyen asker misali, hain girişime karşı durmuş, hainlere pabuç bırakmamıştır. TRT’de işgal bildirisi okunacakken, bu girişimi yapanların alaşağı edilmesi, ele geçirmek istedikleri her basın kuruluşunda, tıpkı meydanlara, caddelere çıkan milyonlarca vatandaşımızın yaptığı gibi, karşılarında basını bulmalarıyla sonuçlanmıştır. Yurtlarını bırakıp kaçmış, klavye arkasına saklanmış hainlerin haricinde yandaş bulamayan FETÖ’cü hainler sonunda hüsrana uğramıştır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Millet İradesi’nin dışında hiçbir güç tanımıyoruz” diyerek halkı meydanlara çağrısı, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin hükümetin yanında yer aldığını belirtmesi, Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamaları, darbe girişimi karşısında dik duran Türk Basını sayesinde tüm Türkiye’ye ulaştırılmıştır. Basının onurlu duruşu, milletimizin hain darbe girişimi karşısında mücadele azmi ve kararlılığını olumlu yönde etkilemiştir.
O gece basın mensupları kadar basın mensuplarının üyesi bulunduğu meslek örgütleri de sahadaydı. Ağrı’da 8. Başkanlar Kurulu Toplantısı için bulunan Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’na bağlı o dönem 74 bugün sayısı 99 olan gazeteciler cemiyeti başkanı da darbe girişimi karşısında dönemin Ağrı Valisi şimdiki Kütahya Valisi Musa Işın’ın yanında olmuş, TGK Genel Başkanı Nuri Kolaylı ile Türkiye’de darbeye karşı bildiri yayınlayan ilk sivil toplum kuruluşu olmuştur. Ertesi gün ise mensubu ve yöneticisi bulunduğum Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti ve Başkanı bulunduğum Doğu Anadolu Gazeteciler Federasyonu da bildiriler yayınlayarak hainlerin karşısında olduğunu açıklamıştır.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
Yereliyle, yaygınıyla, meslek örgütleriyle Türk Basını o gece girdiği sınavdan; devletinin ve milletinin yanında onurla dik durarak, başarıyla, yüzünün akıyla, bir de şehit vererek geçmiştir. Medya o gece olmasaydı veya önceki darbelerde olduğu gibi susturulmuş olsaydı, Allah korusun, 15 Temmuz 2016 gecesi, diğerleri gibi başarılı olacak, verdiğimiz şehitlerden daha çok kayıp verecek, çok daha kanlı bir iç savaş ortamı oluşacak ve bugün belki de işgal altında bir sömürge ülkesi durumunda olacaktık.
Hain darbe girişimi geçti, gitti ama bu yapılanları unutmamak, unutturmamak, bu yaşananlardan dersler çıkarmak zorundayız. 15 Temmuz gecesinden 8 Ağustos’a kadar süren Demokrasi Nöbetleri’nde olduğu gibi herkes; bulunduğu mevki ve görevi ne olursa olsun, bu nöbeti sürdürmelidir. Çalıştığım gazetede bu yöndeki hassasiyetimi sürdürürken, görev yaptığım mesleki kuruluşlarda da 15 Temmuz’la ilgili farkındalık oluşturacak yayınlar yapmakta ve her yıl fotoğraf sergileri düzenlemekteyiz.



