Onur Sağsöz
Erzurum Pusula Gazetesi Yayın YönetmeniBaşkentte yaşananların Erzurum ve diğer illere yansıması halkın sokağa dökülmesi ve milli iradeye sahip çıkmasında basının rolü kesinlikle çok büyüktü.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
15 Temmuz akşam saatleriydi… Palandöken Dağı’ndaki Sway Otel’in terasında Yüksek İrtifa Kamp Merkezi’yle ilgili haber yapıyordum. Bir ara gözüm televizyona takılmıştı. İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü’nün kapatıldığına yönelik haber vardı. Televizyonun sesi kısıktı. O an arkadaşlar “Bomba ihbarı falan yapılmıştır” dediler ama birkaç dakika sonra olayın öyle olmadığı anlaşılmıştı. Darbe deniliyordu ama kimse konduramıyordu. “Yok canım ne darbesi, bu devirde…” dediğimi biliyorum ki, ne yalan söyleyeyim korktum. Özgürlüğümün elimden alınacağı düşüncesi çok korkuttu. Evet, görmedik, yaşamadık ama 1960- 1980 ihtilalleriyle ilgili birçok kitap okumuş, sağ-sol davasının bıraktığı izlerle büyümüştük. Neticede ürkütücü bir durumdu.
Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
O an polis telsizini açtım ve arabama binerek kent merkezine gitmek istedim. Telsizden İl Emniyet Müdürü Kâmil Karabörk’ün, “Çabuk cephaneliği açın kimin mühimmat eksiği varsa tamamlasın” anonsunu duyunca tüylerim ürpermişti. Olayın ciddiyetini işte o an anladım. Cumhuriyet Caddesi’ne doğru gitmek isterken polis ekiplerinin yolları kapattığını görünce bir ara sokağa aracını park edip caddeye doğru yürümeye başladım. Fotoğraf makinem boynumda, her soran polise basın kartımı gösteriyordum. Belki de ilk kez ne yapacağımı bilmemenin şaşkınlığı içindeydim. Ne olacaktı? Ne yaşayacaktık? Çatışma mı olacaktı, kim kiminle karşı karşıya gelecekti? Daha bir yığın soru kafamda Polisevinin önüne gelmiştim. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı sokağa çağırmasından saatler önce Erzurum adeta taşmıştı. Polisevi balkonunda eli silahlı timler ve dönemin Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ı fotoğraflıyordum. Yine dönemin Valisi Seyfettin Azizoğlu oradaydı. Sonradan Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen de gelmişti.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Bir ara polis telsizinden askeri birlikler önünde tedbir alınmasına yönelik anons duymuştum. Polisevinden birkaç yüz metre ileride 9. Kolordu ve hemen karşısında Karargâh Grup Komutanlığı vardı. Bir grup vatandaş galeyana gelmiş, Kolordu’ya doğru yürüyüşe geçmişlerdi. Demir kapının önünde yığılmış slogan atıyorlardı. Polis önlerine geçmeye onlara engel olmaya çalışıyordu. O anları fotoğraflarken, öfkeli kalabalığın bana olan bakışları inanılmaz rahatsız ediciydi. İçlerinden biri hangi gazete, niye çekiyorsun diye bağırınca bir an da herkesin odağı haline gelmiştim. Linç kaçınılmazdı! O an kalabalık arasında tanıdığım biri, durumu fark edince “O bizim arkadaşımız” demişti, rahatlamıştım. Kalabalığın ilgisi dağılmış, yeniden slogan atmaya başlamışlardı. Ben de fotoğraf çekmeye devam etmiştim. Yoksa aksini düşünmek bile istemiyorum.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Kimse bir şey bilmiyordu. Hiçbir yetkili açıklama yapamıyordu çünkü kimse ne olduğunu anlamamıştı. Haliyle sağlıklı bilgi alınamıyordu. Haliyle sadece o an ki gelişmeleri yazıyorduk. Zaman ilerledikçe olay şekilleniyordu gece yarısı olmadan net açıklamalar yapılmaya başlanmıştı.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
İlk dakikalarda hemen hepimiz aynı şeyleri düşünüyorduk, şaşkındık. Belki de ilk kez kimse haber atlatma derdinde değildi. Çünkü ne olacağını hiç kimse kestiremiyordu. Haliyle ortak hareket ediyorduk. Kim ne duymuş ya da görmüşse paylaşıyor, sağlıklı bilgiye erişmeye çalışıyorduk.
Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?
İşim bu. Mesleğim bu. Kalkışmada olsa depremde olsa o an haber, fotoğraf ve görüntü çekmek dışında aklıma hiçbir şey gelmiyor. Hala öyle.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Kesinlikle medyanın etkisi çok büyüktü. Öyle ki, herkes şaşkındı ve ne olduğunu bilmiyordu. Olaylar netleşmeye başlayınca medya -bazı çatlak sesler dışında- ağız birliği etmişçesine hareket ediyordu. An be an hepsini takip ediyordum. Başkentte yaşananların Erzurum ve diğer illere yansıması halkın sokağa dökülmesi ve milli iradeye sahip çıkmasında basının rolü çok büyüktü.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
O gece Türk Milleti büyük bir sınav verdi. Ülkesine ve iradesine sahip çıktı. Parti ayrımı gözetmeksizin ortak hareket etti. Medyada da iktidar yanlısı, yandaş, muhalif kavramları ortadan kalkmıştı. Ortak bir tavır konulması birçok şeyin önüne geçti. Gazeteciler sokağa çıkmasaydı ya da susturulmuş olsalardı, ertesi gün bambaşka bir sabaha uyanabilirdik.



