Tüm Tanıklar

Mürsel Acay

Diyarbakır Olay Gazetesi Yazı İşleri Müdürü

Ortada olağanüstü bir durum vardı. Kısa süre sonra bunun bir darbe girişimi olduğunu anladık. Durumu eşime anlattım, içinde fotoğraf makinem alarak evden çıktım.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

15 Temmuz akşamı Diyarbakır’da yaşanan yoğun uçak hareketliliğini görünce içimde garip bir his oluştu. Çünkü alışılmışın dışında bir hava trafiği vardı. Terör bölgesi olması nedeniyle zaman zaman savaş uçaklarının hareketliliğine alışkındık. Ancak o gece yaşananlar çok farklıydı. Saatler ilerlemiş, gece 22.00 sıraları olmuştu. Peş peşe havalanan uçaklar dikkatimi çekmişti. Bu durum beni ciddi anlamda düşündürdü. Çünkü bu kadar kısa süre içinde art arda kalkan altı savaş uçağını hayatım boyunca görmemiştim. Sınır ötesi operasyon dönemlerinde bile böyle bir hareketlilik yaşanmamıştı. 35 yıllık meslek hayatımda ilk kez böylesine sıra dışı bir durumla karşılaşıyordum.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Bir süre sonra Ankara’da üniversite okuyan çocuklarım beni aradı. Seslerinden korku ve heyecan hissediliyordu. Uçakların çok alçaktan uçtuğunu, binaların bile sallandığını söylediler. Diyarbakır’dan anormal şekilde havalanan savaş uçaklarıyla çocuklarımın anlattıklarını bir araya getirince içimde büyük bir şüphe oluştu. Ortada olağanüstü bir durum vardı. Kısa süre sonra bunun bir darbe girişimi olduğunu anladık. Durumu eşime anlattım, içinde fotoğraf makinemin bulunduğu çantamı alarak evden çıktım.

Ankara’daki çocuklarımın anlattıkları sonrası bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. İlerleyen saatlerde gazeteci kimliğimle yaptığım araştırmalar sonucunda bunun bir darbe girişimi olduğunu net şekilde hissettim. O an aklımdan geçen tek şey, eğer bir cunta yönetimi başarılı olursa ülkenin nasıl bir felaketle karşı karşıya kalacağıydı.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

O gece bilgiye ulaşmak oldukça zordu. Kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. Bu kez Türk Silahlı Kuvvetleri üniforması giymiş ama ihanet içinde olan insanlar vardı karşımızda. Diyarbakır’da çok büyük bir kalkışma girişiminde bulunamadılar ancak halk sokaktaydı ve her şeye hazırdı.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz? 

Diyarbakır hassas bir şehir. Yıllarca terörün acısını yaşamış bir kent. O dönemleri gördüğümüz için serinkanlı kalmam gerektiğini düşündüm. Çünkü bu bölgede geçmişte çok ağır olaylara tanıklık etmiştik. Bir yandan gazeteci, bir yandan da vatandaş olarak sorumluluk hissettim. Üstelik gazeteci olduğum için eş dost, akraba ve tanıdıklar sürekli arıyordu. Ben de herkese bunun bir darbe girişimi olduğunu, başarılı olmaları halinde ülkenin büyük bir felaket yaşayacağını söyledim.

Sivil toplum kuruluşlarından, iş insanlarından arayan dostlarım oldu. Kanaat önderlerinden Tahsin Arslan beni arayarak köydeki biçerdöverleri ve traktörleri hazırladıklarını, bunları nereye götürmeleri gerektiğini sordu. Amaçları, askeri birliklerden tank ve zırhlı araçların çıkışını engellemekti. Çünkü herkes biliyordu ki tanklar şehir merkezine inerse çok kötü şeyler yaşanabilirdi.

Şehir merkezine yaklaşık 16 kilometre uzaklıktaki zırhlı birliklerin önü insanlarla dolmuştu. Kimileri valilik önünde, kimileri şehir merkezindeki askeri birliklerin çevresinde toplanmıştı. Vatandaşlar darbeye “dur” demek için hazır bekliyordu.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

Gazeteci arkadaşlarla sürekli irtibat halindeydik. Farklı kurumlarda çalışıyor olmamıza rağmen ortak hareket ediyor, birbirimize bilgi aktarıyorduk. Çünkü mesele vatandı. Çok dikkatli olmamız gerektiğini biliyorduk.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Ben daha 12 yaşındayken bir darbenin korkusunu yaşamıştım. 12 Eylül 1980 döneminde yaşadığımız bir olay hafızama kazındı. Henüz gün ağarmamıştı. Kapımız askerler tarafından kırılacakmış gibi sert şekilde çalındı. Sabah namazı için uyanan babam korkuyla kapıyı açtı. Başlarında iri yarı bir subayın bulunduğu 5-6 asker postallarıyla peş peşe evimize girdi. Annem namaz kılmak için seccadeleri sermişti. Ağabeyim benden iki yaş büyüktü. İkimiz de korkuyla yataktan kalktık.

Babam önce tepki gösterdi ancak subayın sert tavrı karşısında annem onu sakinleştirmeye çalıştı. Ben 12, ağabeyim ise 14 yaşındaydık. Askerler bize bile sert şekilde sorular soruyordu. Annem araya girip daha çocuk olduğumuzu söyledi. Evin altını üstüne getirdiler. Gittiklerinde geriye darmadağın olmuş bir ev kalmıştı.

O gün yaşadıklarım üzerimde derin izler bıraktı. Uzun yıllar asker gördüğümde korku hissettim. Babam daha sonra bize dönüp şöyle dedi: “Bakın, bunlar inanca ve dine bile saygı göstermeden bunu yaptı. Şimdi söyleyin bakalım, neye sahip çıkmamız gerektiğini anladınız mı?”

Ben de “Baba, vatan olmazsa, esaret altında yaşarsak dinimizi bile özgürce yaşayamayız,” diye cevap verdim.

Gerçekten de insan, askeri cunta yönetimi altında en temel özgürlüklerini bile rahatça yaşayamaz. Bunu o yaşta anlamıştım.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Bence Türk basını o gece üzerine düşeni yaptı. Medya dimdik ayakta durdu. Yapılan yayınlarla halk doğru bilgilendirildi ve darbenin seyri vatandaşların direnişiyle değişti. Darbeciler amaçlarına ulaşamadı. Hem Türk basınının hem de halkın gösterdiği duruş tarihe geçti. İnsanlara bunu yaptıran şey vatan sevgisiydi. Söz konusu vatan olunca herkes tek yürek oldu. Cesaretle hareket eden Türk basını ve Türk halkı adeta bir destan yazdı.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Türk basını susturulamadı. Eğer susturulsaydı sonuç çok daha ağır olabilirdi. O dönem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyonlardan yaptığı çağrı sonrası halk meydanlara indi. Kimse “Bana ne olacak?” demedi. İnsanlar canını ortaya koydu. Biz gazeteciler de vatandaşlara doğru bilgiyi ulaştırmaya çalıştık.

Sokaklarda insanlar birbirine, “Bunlar Amerikan uşakları” diyordu. O an şunu anladım: Bu halk kolay kolay yenilemezdi. Çünkü bu toprakların insanı inancına bağlıydı. Ne olursa olsun bedenini siper etti, korkmadı.