Arif Erdem Sürek
Çanakkale Boğaz EditörüÇanakkale, Cumhuriyetimizin ön sözünün yazıldığı yerdir malum. Bu coğrafyada, aksi harekete karşı ortak tavırdır birliktelik. Hep deriz biz, Çanakkale anlatılmaz yaşanır.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
Çanakkale il merkezine 10 kilometre kadar uzaklıktaki Dardanos mevkiindeki yazlığımızda, akşam yemeği sonrası TV izlerken, İstanbul ve Ankara’daki askeri hareketlilik haberlerini görünce telefona sarıldım. Emniyet ve Jandarma mensubu tanıdığım rütbeli bazı isimlerle irtibata geçtim.
Edindiğim ilk bilgi; anlam verilemeyen, isimi konulmamış bir durum şeklindeydi.
Çanakkale Doğan Haber Ajansı büro şefliğini yürüttüğüm için Haber Ajansının İstanbul Merkezindeki ‘Son dakika’ servisi ile irtibata geçtim.

Beylerbeyi’ndeki polis evine, bazı emniyet mensubu ve askerlerin baskın yaptıkları, insanları gözaltına aldıkları, bir terör operasyonu yaptıkları yönünde bilgiler alınca şaşırdım.
Boğaz Köprüsünün askeri bir birlik tarafından trafiğe kapatıldığı yönündeki haberleri izledim.
Doğan Haber Ajansı’nın ardından, yerel gazeteciliğe tekrar başlamış olmam nedeniyle sahaya hemen çıkmadım. İl merkezinde askeri bir hareketlilik yaşanıp yaşanmadığını, polis telsizlerinden bir süre takip ettim.
Burada parantez açarak belirtmek istediğim bir şey var: FETÖ kumpas davalarından biri olan Balyoz Operasyon Planı’nda belirtilen ve FETÖ’nün gözaltına alınmasını istediği 137 gazeteci arasında adım geçiyordu.
1980 darbesini, ilkokul yıllarımda yaşamış biri olarak, 15 Temmuz akşamı yaşanılanları garip buldum. Çünkü büyüklerimden işittiğim; askeri müdahalelerin genellikle sabaha karşı, halk uykudayken gerçekleştiği yönündeydi.
Adı, bir darbe planı içinde geçen birisi olarak, istemesem de aklımda olumsuz düşünceler, oluşuyordu.
Yaşanan gelişmeler, TV’lerde haber olmaya başladıktan sonra, Boğaz Medya Yönetim Kurulu Başkanı Gazeteci İsmet Akıncı, WhatsApp grubundan, işyerimizin kapılarını kilitleyip, karasal yayın yapan TV ve radyo görevlilerinin sokağa çıkıp, gelişmeleri takip etmelerini, TV ve radyodan askerlerin ya da benzer unsurların, izinsiz yayın yapma olasılığını düşünüp, bir dizi önlem almıştı.
Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
Durumun ciddiyetini fark ettiğim an TV’lerdeki bazı görüntülerdi. Asker, sivillerin üzerine mermi yağdırıyordu. Uçaklar alçak uçuş yapıyordu. Yüce Meclise bombalar atılıyordu.
Dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım’ın ve Sayın Cumhurbaşkanının televizyon kanallarına bağlanmaları ve net sözleri darbe girişimini tam olarak anlamamı sağladı.
Şunu açıkça belirtmek isterim ki, haberlere konu askerler, bizim askerlerimiz olamazdı…
Kalkışmayı başarısız kılan en büyük faktör, Cumhurbaşkanımızın çağrısı ve o çağrıya uyup sokağa inen milyonlar oldu…
Salalar okunmaya başladığında, Türkiye tek yürek oldu.
Telsizlerden bir ara, Gelibolu’dan Eceabat’a otobüsler ile ilerleyen askeri öğrencilerden söz edildi. Eceabat’tan, Çanakkale’ye herhangi bir taşıtın geçişini önlemek için, Boğazda deniz ulaşımını sağlayan GESTAŞ’ın feribotları, iskelelerin açığına demirledi. Alınan bu önlem çok akıllıcaydı.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Gözlemlerimiz yol gösterdi en başta. Ciddiye aldığımız tek haber kaynağı, Valilikti. Ellerinde şanlı Türk bayrakları ile iskele meydanında ve Cumhuriyet meydanında toplanan Çanakkalelilerdi.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
Sahada, yerel ve ulusal gazeteciler, haber ajanslarının muhabirleri, her zaman olduğu gibi bu gece de bir aradaydı. Çanakkale, Cumhuriyetimizin ön sözünün yazıldığı yerdir malum.
Bu coğrafyada, aksi harekete karşı ortak tavırdır birliktelik. Hep deriz biz, Çanakkale anlatılmaz yaşanır.
Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Türk basını, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi 15 Temmuz gecesinde de egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın korunması adına üzerine düşeni yaptı.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
Türk medyası, yazılı ve görsel tüm organlarıyla, üzerine düşeni yaptı. Sınavı geçmek için değil, yapmasını gerekeni yaptı. Susturma konusuna gelince; dilimiz kopsa da biz gazetecinin eli yazar. Eli kırılsa, gözleri konuşur. Çektiğimiz fotoğraf, görüntü kaydı anlatır diyeceğimizi.



