Fatih Kılıç
Tokat Hürsöz Gazetesi Yazı İşleri MüdürüMedyanın geneli halkın demokrasi yanlısı olduğunu gösterircesine toplulukları meydanlarda gösterdikçe darbe heveslilerinin beklentisi kursaklarında kaldı.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
15 Temmuz 2016 tarihinde günlerden Cuma günüydü. Anadolu yerel gazeteciliğinde editöryal kadroda mesai mefhumu saat 17.30 olduğunda bitmiş kabul ediliyor. O gün de saat 17.30’dan sonra, ertesi günün tatil olmasından hareketle mesai arkadaşlarımızın aile yakınları ile Tokat şehrimizin merkezindeki Yeşilırmak’ın kenarında semaver yakalım, sohbet edelim dedik. Saat 18.30 sularında 10’u aşkın gazeteci ve yakınlarının olduğu ortamda semaverimizi yakmıştık, sohbet koyulaşmıştı. Gazeteci Halil Yıldırım o esnalarda sosyal mecrada tarama yaparken ülke genelinde başta Ankara ve İstanbul olmak üzere bir takım askeri hareketlenmeler olduğunu fark etti. Bizler Tokat’taki güncel rutin yaşamın seyrinde serbest zaman muhabbeti içindeyken bir askeri darbe olma ihtimalini aklımızdan geçirmedik. Tokat’ta hayat normal akışında devam ediyordu. Saat 19.30, 20.00 sularında sosyal mecranın yankısı gittikçe arttı. Ciddileştiği belli oluyordu, acaba bir askeri kalkışma, darbe mi oluyor diye düşünmeye başladık. Ve işin ciddiyeti her geçen dakika artarken, “hemen kalkalım” telaşıyla toplandık ve dağıldık. Aile yakınlarını evlere bıraktıktan sonra, evde televizyondan takibe başladık. Mahallede vatandaşlar hareketlilik yaşamaya başladı. Ak Parti mahalle temsilcisi “Cumhuriyet Meydanı’na inmenin mesajı geldi” dedi. Saat 22.00 sularında TRT ekranında ciddiyetle beyan edilince, CNN Türk’te sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın halka çağrıda bulunması, “demokrasiye sahip çıkalım” demesiyle birlikte bu kez “gazeteci” refleksi ile hareket etmeye başladık.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
Durumun ciddiyeti, ekran başında sn. Cumhurbaşkanımızın halka çağrısı, meydanlara daveti ve TRT ekranlarında spikerin darbecilerin hazırlattığı metni okumaya başladığı anlar olmuştur. Gece vakti sela okunması da bir hayli tesirliydi. Aklımızdaki ilk düşünce Tokat halkının tavır ve davranışının, bürokratlarının, askeri kesimin, adli camianın tavrının ne olacağını öğrenme merakıydı.
O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Siyasi otoritenin en başta sn. Cumhurbaşkanımızın halka “demokrasiye sahip çıkın” çağrısıyla vatandaşların meydana çıkması ortamı iyiden iyiye hareketlendirmişti. Bir askeri darbeye tanık olmak, buna karşı demokrasinin yanında olmanın kararlılığı çok önemliydi. İlk başta her ferdin kendini taraf göstermesi ve demokrasiden yana taraf olması gerektiğini gür bir sesle vurgulaması kaçınılmazdır. Meydanlara çıkıldığında vatandaşın gerginliği de gözler önündeydi. Elinde fotoğrafı olan birinin kendilerinin fotoğraflarını çekmesi karşısında huzursuz olduğu gözleniyordu. Bu stresli ortamda vatandaşların tavrı, durumun belirsizliği zaman zaman işi zora koşmaktaydı. Gece uzun olacaktı ve o uzun gecede sabah namazına kadar meydanlarda halkın nabzını tutmak kaçınılmaz bir sorumluluktu.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Bilhassa Tokat Cumhuriyet Meydanı’nda toplanılmasıyla birlikte dönemin iktidar partisi Ak Parti’nin Tokat ölçekli siyasileri ve gece ilerleyen saatlerde MHP Tokat İl Başkanı ve partililer vatandaşlara hitaben konuşmalar, bilgilendirmeler yapmaktaydı. Durumun bir askeri kalkışma olduğunu ve vatandaşların demokrasiye sahip çıkması gerektiğini var güçleriyle anlatmaktaydılar. Şehrin bürokratları da Valilik makamında toplanmışlardı. Onlar da durum değerlendirmesi yaparken polis halkının yanında olmuştu. Tüm güvenlik tedbirlerini almıştı. Sosyal mecralar ve haber kanalları an be an takip edilmekteydi. Birinci haber kaynağı siyasiler olmuştu. Siyasilerle temas kurarak ilerlemek daha sağlıklı bir yol izlemeyi sağladı. Sosyal mecrada kişisel hesaplardan bilgiler paylaşıldı, takipçilere, halka, herkese açık notlar iletildi.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
Sahada görev yaparken demokrasi yanlısı gazeteciler elbette halkın yanında, siyasinin yanında saf tuttular. Olanları bire bir sosyal mecralarında yansıttılar. An be an kişisel hesabımdan saha fotoğrafları, siyasilerin söylemlerinin spotlarını paylaşarak “Tokat demokrasiye sahip çıkıyor” başlığını, içeriğini an be an paylaşanlardan oldum.
Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?
O gece durumun ciddiyetiyle birlikte kişisel hesabıma “Türkiye Cumhuriyeti Devletinde bir ferdim ve son nefesine dek demokrasinin yanında olanlardanım. Bunu gür bir sesle söylerim. Tarihe bu notu bırakırım.” Diye yazarak meydana inmiş bir gazeteciyim. Temel motivasyon demokrasimize saygı, halkın sandık seçimine saygıdır.
Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Bence 15 Temmuz, Türk basınının demokrasiye bağlılığına örnektir. Bilhassa yerel basın da olanca cesaretiyle demokrasisine sahip çıkmış, meydanları dolduran vatandaşın sesine ortak olmuş, her kesime ilan etmiş, yaymıştır bu sesi. Omuz omuza oluşu, darbeye karşı durulmasını gür bir sesle vurgulamıştır. Örnek davranış sergilemiştir. Halkın cesareti, feraseti ile Türk basını dirayetli bir duruş sergilemiştir. Halk ve basın birbirini motive etmiş, cesaretlendirmiş, demokrasiye sahip çıkılmıştır.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
Türk medyası ve yerel basın sınavı geçmiştir. O gün sosyal mecralarda, basılı eserlerde “Halk Demokrasiye Sahip Çıktı” başlıkları kayda geçmiştir. Basın sussaydı, görmezden gelseydi, her yerdeki hareketlilik sadece o yerde kalsaydı, darbeye teşebbüs edenlerin morali, motivasyonu yükselir, birbirinden habersiz kitleler suskun kalıyor, kabul ediyor askeri darbeyi diye bir algıya yenik düşülebilirdi. Başta siyasi otoritenin başı, sn. Cumhurbaşkanımızın basın aracılığıyla canlı yayınla halkı sokağa davetine imkan olmasaydı, basın aracılığıyla çağrı kitleselleşmeseydi, durum tersine işleyip çok daha can yakıcı olurdu. Eninde sonunda kazanan yine demokrasi olurdu ama çok daha zorlu, yıkıcı, yakıcı bir süreç yaşanırdı. Medyanın geneli halkın demokrasi yanlısı olduğunu gösterircesine toplulukları meydanlarda gösterdikçe darbe heveslilerinin beklentisi kursaklarında kaldı. Türk halkı ve Türk basını, Türkiye Cumhuriyetinin onurlu yurttaşları demokrasiye güç verdiler. Darbecilerin bir daha cesaret edemeyecekleri direnişi, dayanışmayı, demokrasiye sahip çıkmayı gösterdiler.



