Tüm Tanıklar

İlhan Geyik

TV A Genel Yayın Yönetmeni

Her şeyi göze almıştık. Niye korkmadığımızı da hiç bilmiyorum, kime karşı mücadele edeceğimizi de bilmiyorduk ama bu o kadar da önemli değildi.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 15 Temmuz tarihinde hangi görevi yapıyordunuz? Şu anki göreviniz nedir?

İsmim İlhan Geyik. 1968 Adana doğumluyum. Mesleğe 1993 yılında radyo programcısı olarak başladım. Televizyon ile tanışmam 2004 yılında Akdeniz TV ile başladı. 2005 yılında genel müdürlük ve genel yayın yönetmenliği görevleri ile devam ettim. Değişik gazete ve dergilerde yazdım. 2014’ten 2019 yılına kadar TV A’da Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışırken aynı zamanda Nurs Medya Grup Başkanı sıfatıyla Koza TV, Çukurova Radyo ve Nurs Radyo’nun da sorumluluğunu üstlendim. 15 Temmuz 2016 tarihinde Koza TV hariç olmak üzere bu görevleri ifa ediyordum.

Şimdi 102,2 frekansında yayın yapan Ceylan Yayıncılık (Şan FM) Yönetim Kurulu Başkanıyım ve emekliyim.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

Bir düğün daveti sonrası evime yeni dönmüştüm. Saat 22.00’a gelirken telefonum çaldı. Arayan Marmara Üniversitesi’nde okuyan oğlumdu. “Baba duydun mu, darbemi ne oluyor, anlamadım” dedi. “Ne diyorsun, olur mu öyle şey?” dedim. Bana “Televizyonu aç, NTV’ye bak!” dedi. Televizyon açıktı zaten, kanalı NTV’ye getirdim, köprüdeki askeri hareketliliği gördüğümde önce şaşırdım, diğer kanalları açtım, fazla malumat alamadım. Sağı solu aradım, sonra kanaat getirdim. Çok şaşırdım, üzüldüm ve çok kızdım. Bunu yapanın Batı kaynaklı güçler olabileceğini düşündüm. Anlam veremediğimden, “Darbe bu saatte olmaz, ya geri zekâlı bunlar ya da bu sadece gözdağı niteliğinde küçük bir kalkışma” diye düşündüm. Sonra bir genel yayın yönetmeni olarak ne yapmam gerekiyor, bana ne düşüyor bu kalkışma karşısında diye düşünmeye başladım.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

TV A’nın Hatay’da bir temsilciliğini açmıştık. Oradan programlardan dönen ve yolda olan haber müdürüm Kurtuluş Kılınç’ı aradım. Olayı duyduğunu, ortalığın kaynadığını söyledi. Teknik müdürümüz Eser Pazarbaşı da yanındaydı. İstişare ettik, acil aksiyon alacaktık. Siz Adana’ya doğru devam edin, sizi arayacağım, dedim. TV sahibi Ercan Yılmaz’ı aradım. O da Ankara yolunda imiş. Aksaray’da bir yerde durmuş, durumu anlattım. Biz darbenin karşısında olacağız, elimizden ne geliyorsa yapacağız, sen ne diyorsun, dedim. Elinizden ne geliyorsa yapın, TV feda olsun, Allah yardımcınız olsun, dedi. Yayın şefim Mustafa Aşık’a yayınları açık tutmasını, bizim oraya geleceğimizi söyledim. Kameraman Musa Yılmaz’ı aradım, arabam yoktu, o arabası ile geldi. TV’de buluştuk ve ilk olarak Ak Parti il binası önünden yayın yapmak üzere yola çıktık. Bir şeyler yapmalıydık; o gece sadece ben değil, bu 5 arkadaş her şeyi göze almıştık. Niye korkmadığımızı, neden çekinmediğimizi hiç bilmiyorum, kime karşı mücadele edeceğimizi de bilmiyorduk ama bu o kadar da önemli değildi. Milli duygularımın bu kadar kabardığı başka zamanı anımsamıyorum. Ne pahasına olursa olsun, bu millete ait olanı vermeyecek ve vatanı savunacaktık.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Geceydi… Arkadaşlarımızın tamamını çağırmamıştık, tam bir haber alamıyorduk, dönemin yerel imkânları ile sahadan canlı yayın yapabilme yeteneğimiz o şartlarda yoktu. Kime güvenebileceğimizi bilmiyorduk. Diğer yayınları TV’den izleyebilen arkadaşımızdan televizyonların işgal edildiği, çatışmaların olduğu haberlerini alıyorduk. Biliyorduk ki can güvenliğimiz yoktu, her an televizyona gelebilirlerdi.  Darbenin karşısında yayın yapıyorduk ve Allah korusun darbe başarılı olursa yaşama şansımız zaten olmayacaktı. Bunu bildiğimden mecburen, bu 4 arkadaşımdan başka hiç kimseyi göreve çağırmadım.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

Biz zaten sahadaydık. Ben AK Parti il binasında siyasilerden birebir bilgiler alıyordum. Röportajlar yapıyordum, halkın arasında izdihamda onlara mikrofon uzatıyordum. Diğer ulusal TV kanallarında olanı biteni izlettim. En çok Anadolu Ajansı’nı takip etmeye çalıştık. Sayın Cumhurbaşkanımızın “Meydanları boş bırakmayalım, gün hainlere, zalimlere karşı kıyam günüdür, gün vatana sahip çıkma günüdür. Bayrağımıza, devletimize, milletimize el uzatanlara karşı dimdik ayakta durma vaktidir” minvalindeki açıklamaları haber istikametimiz oldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı ve canı pahasına sokağa ilk çıkanların milli duruşları bizim haber, iletişim ve yayınlarımızı netleştirdi. 15 Temmuz’u kelimenin tam anlamı ile bir zafer gecesine dönüştüren bu asil millet yeteri kadar inisiyatif almasaydı, yek vücut olup hep birlikte karşı durmasaydı, coşku-azim-iman yeterli olmasaydı vahim sonuçlar olurdu maazallah.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

Biz o gece sadece 5 kişiydik. Haber müdürümü Adana Valiliği, Emniyet Müdürlüğü ve Havaalanı çevresine göndermiştim. Ben TV’ye canlı yayın yapmak üzere döndüm. Benden 2 saat sonra ekip, sahadan yaptıkları çekimlerle beraber TV’ye geldiler.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Televizyona geldim, Yayın Şefim Mustafa Aşık’a canlı yayın yapacağımı söyledim. Mustafa TV kanallarını izlemiş, bana “Abi TV kanallarını basıyorlar, önlerine gelene sıkıyorlar. Kimse de burada yok, bir ben bir sen” dedi. Ben de kendisine, “İyi ya Mustafa! Bir asker bile gelse, elinde bir silah bile olsa, kalabalık olsak daha kötü; daha çok insan ölür. Sen canlı yayını aç, kamerayı bana odakla ve sen git” dedim. Mustafa benimle aynı dünya görüşünü paylaşmayan, sosyal demokrat bir kişidir. Sonuçta yaşı çok genç, daha bekâr bir kardeşimdi. Tüm ısrarlarıma rağmen gitmedi. “Abi ne seni bırakırım, ne de bu vatanı bu hainlere bırakırım, kalıyorum” dedi ve orada beraber sabahladık. Kurtuluş benden daha motive, Eser ve rahmetli Musa kardeşim hepimiz aynıydık. Bizim o gece motivasyona ihtiyacımız yoktu. Nasıl yetiştik, nasıl terbiye aldık bilmiyorum ama hepimizde bir tek duygu vardı. “Bu vatan bizim. Bizim olanı vermeyeceğiz, bu gece payımıza ne düşüyorsa onu yaşayacağız.”

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Ben özellikle başta yerel medya olmak üzere o gece sabaha kadar yayın yapabilme cesaretini dirayetini neredeyse senkronize bir şekil de gösteren Türk Medyasının darbeyi önleme de çok ama çok önemli bir görev ifa ettiğini düşünüyorum. Biz sabaha kadar başaramadıklarını, başaramayacaklarını söyledik. Sayın Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet eden söylemini paylaştık. Bu asil milletin ilk sahaya inen öncülerinin yaptıklarından gururla bahsettik. Sayı giderek arttı, meydanlara hakim olmaya başladık. O gece en büyük payeyi 251 şehidimiz ve binlerce gazimiz aldı. Sayın Cumhurbaşkanımız gerçek anlamda liderlik yaptı, korkmadı kaçmadı. Biz zaferimizi saat 01.30’da ilan etmiştik bile. Oysa henüz hain girişim devam ediyordu. İşte Türk medyası da bunu anlattı ve bence çok önemli bir iş yaptı.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Evet, bunu bir sınav olarak değil de vatan savunması olarak gördük. Türk medyası vatanını savundu mu, diye sorarsanız yine tereddütsüz ‘evet’ diyebilirim. En azından korkmadan yayın yapabilenler için. Bence gecenin en önemli kahramanlarından biri de TÜRKSAT şehitleridir. Eğer o şehitlerimiz olmasaydı bizler yayın yapamaz ve belki de darbeyi önleme de bu kadar başarılı olamayabilirdik. Unutmayalım ki ilk şaşkınlık ve bilgi kirliliği nedeniyle çoğu insan sokağa çıkmadı. Önce çıkanlar da yeterli değildi. O halde şunu diyebilirim; “İzlediler (Türk halkı) anladılar, bildiler, yola çıktılar ve gereğini canları pahasına yaptılar…”