Mehmet Ali Ekmekçi
Bursa Kent Gazetesi Yazı İşleri MüdürüOlağanüstü bir durumdu, manipülasyonun bir parçası, dezenformasyonun da oyuncağı olmamak için haberleri tekrar tekrar okuyup yeniden yazdık.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
15 Temmuz gecesine kadar, o dönem çalıştığım Kent Gazetesi’nde günlük rutin işlerimizi hallediyorduk. Ekibimizle birlikte hazırladığımız sayfaları kontrol ederken, okuyucularımıza en iyiyi sunmak adına titiz bir çalışma gerçekleştiriyorduk. İşimi tamamlayıp eve döndükten sonra gökyüzünde bir hareketlilik olduğunu fark ettim. Önce sıradan bir hava trafiği olarak sansam da zaman ilerledikçe durumun öyle olmadığı ortaya çıktı. Bir anda TV’de ‘kalkışma’ ibaresini görünce beynimden vurulmuşa döndüm. İlk etapta soğukkanlı kalmaya çalışsam da ailem adına endişelendim. Malum önceki dönemlerde gazeteciler için pek de hayırlı bir işleyiş yaşanmamıştı.
Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
TV’de bugünkü adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan Boğaziçi Köprüsü’nde yaşananları görünce büyük bir sorunla karşı karşıya kaldığımızı anladım. Aileme ‘dışarı çıkmamaları’nı öğütleyip gazeteye yeniden dönüş yaptım. Herkes büyük bir şaşkınlık içerisindeydi. Yollarda henüz durum idrak edilememesinden kaynaklı olarak sakinlik vardı. Ancak işin Bursa ayağının en önemli unsurlardan olduğunu zaman ilerledikçe görmeye başladık. Editörlerimden baskının son anına kadar sabırla beklemelerini istedim. Bir yanda da Bursa’daki gelişmeleri heyecanla takip ediyordum. Süreç sıkıntılıydı ancak habercilik refleksim hepsinin üstündeydi.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Bilgi akışı noktasında problemler vardı. Doğru ve yanlış bilgiler aynı anda gelmeye başladı. İyi bir editöryal süzgeçten geçirmek ve okuyucularımıza sorumlu habercilik bilinciyle haber servis etmemiz lazımdı. Özellikle kalkışmayı gerçekleştirenlerin dilini değil direnen vatanseverlerin yaşadıklarını aktarmak boynumuzun borcuydu.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Kişisel olarak tüm mekanizmaları harekete geçirdim. Bölgede bulunan haber kaynaklarımın yanı sıra devletimizin ajansı olan Anadolu Ajansı’nın aktarımlarını titizlikle inceledim. Çünkü onlar teyit üzerine teyitle çalışan, kamunun güvenilir noktalarından en doğru ve tarafsız bilgileri aktaran pozisyondalardı. Diğer haber ajanslarında da detayları almaya çalıştım. Olağanüstü bir durum söz konusuyken, manipülasyonun bir parçası, dezenformasyonun da oyuncağı olmamak için haberleri tekrar tekrar okuyup yeniden yazdık. Matbaamızın kendimize ait olması en büyük avantajımızdı. Son ana kadar süreci takip edebildik.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
Özellikle gazetecilikte sırtınızı dayayabileceğiniz bir ekibinizin olması son derece önemli. Editör arkadaşlarım genel olarak fedakar ve cefakar insanlardır. O gece için özel olarak biraz daha uykularından feragat etmelerini rica ettim. Onlar da koşulsuz şekilde destek verdi. Sonuçta onları da evde bekleyen aileleri vardı. Ancak onlar bunu düşünmeden görev sorumluluğu bilinciyle gerçek birer kahraman gibi davrandılar.
Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?
O gece ‘ben’ değil ‘biz’ olmanın önemini işin zirve noktasına kadar yaşadık. Bu gücü ise damarlarımızdaki asil kandan aldık. Türkiye bizim için hep en kıymetli varlığımızdır. O gece vatanımızın değeri ve ilelebet payidar kalması için vereceğimiz mücadele büyük motivasyondu. Yazacağımız her satır, bir yurttaşın daha aramıza katılmasına vesile olacaktı. Vatanperverliği hissedebilmek ve o farkındalığı oluşturabilmek en önemli enstrümandır. Vatansızlık ise en büyük çaresizliktir. Biz bir an olsun vatanın elimizden kayıp gideceğini aklımızın ucuna dahi getirmedik.
Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Halkın sokağa gözünü kırpmadan çıkması bir Türk özelliğidir. Söz konusu vatan olunca gerisi gerçekten de teferruat olarak kalmıştır. O gece özellikle görsel ve işitsel basının yüksek sorumluluk bilinci halkımızın da özgüveninin katlanmasına fırsat tanımıştır. Tanklara karşı amansız şekilde dikilen, namlunun ucuna korkusuzca atılmasının sebebi basının gerçekleştirdiği yayınlar sayesindedir. Ömer Halisdemir’in şahadeti önemli bir yol gösterici olmuştur. Aziz kahramanlarımızın bu eşsiz öykülerini lanse eden Türk basını, halkın milliyetçi ve vatansever duygularına tercüman olmuştur.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
Hayal edemeyeceğimiz noktalara taşınabilirdi. Sözde cuntacılar medyayı susturmak için yoğun bir çaba sarf etti. Ancak onların planlarını bozacak nice yiğitler meydana çıktı ve buna fırsat tanımadı. Türk basını sadece kamuyu aydınlatma değil kamuoyu oluşturma noktasında da eşsiz performans sergilemiştir. Türk ulusunun farklı düşüncelere sahip olsa da özellikle böylesi olağanüstü durumlarda ‘yekvücut’ olma haliyle birlikte basının korkusuzca darbe girişiminde bulunan zavallıların üzerine gitmesi sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti sarsılmaz bütünlüğünü daima koruyacağını göstermiştir. Türk basını her zaman olduğu gibi bu olayda da başrol aktörlerinden birisi olmayı başarmıştır.



