Refik Fidan
İhlas Haber Ajansı Kocaeli Bölge MüdürüGazetecisin ama yine de bir vatandaşsın, bireysin. İlk olarak çocuğum geldi aklıma. Hemen sokağa çıkmak istedim.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz? Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
Saat 7-8 civarıydı zannedersem. Ofisimden evime gelmiştim ve istirahat sürecindeydim. Haberleri açtığımda İstanbul’da bir askeri hareketliliğin olduğu yönünde kanallar bilgi geçmeye başladı. İlk görüntüleri de İhlas Haber Ajansı yani çalıştığım kurum servis etti. Boğaz Köprüsü’nde askerler vardı ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk ama aklımdan kesinlikle bir darbe planlaması, darbe hazırlığı geçmedi. Çünkü bu yaşıma kadar böyle bir şey görmemişim. Tabii darbenin de ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. Eskiler, babamlar ve dedemler anlatıyor. Gözaltı süreçleri, idam süreçleri, birçok kişinin hayatını kaybetmesi… Aklıma ilk bunlar geldi. Ama yine de işin en kötü yere gideceği aklımın ucundan bile geçmedi.
Gazetecisin ama yine de bir vatandaşsın, bireysin. İlk olarak çocuğum geldi aklıma. Hemen sokağa çıkmak istedim. Durumun ciddiyetini kavradığımızda bölge müdürümüz ile görüştüm. Bir istişare sürecinin ardından hemen dışarıya çıkmamız gerektiği konusunda bir karara vardık. Malum Kocaeli’de görev yapıyorum. Kocaeli, askeri birliklerin oldukça fazla olduğu bir şehir. Donanma Komutanlığı, o zamanların EDOK Komutanlığı, Başiskele’deki Tank Birliği…

Hemen dışarı çıkmamız gerektiğini istişare ettim ve o zamanki mesai arkadaşım Dinçer Akbir’i arayarak beni almasını söyledim. Kendisiyle beraber sokağa çıktık. O geceyle başlayan ve yaklaşık bir hafta demokrasi nöbetleriyle devam edecek haber nöbetimize başlamış olduk.
O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Biz Kocaeli’de çok fazla bir zorluk yaşamadık. Sağduyulu vatandaşlar, sağduyulu emniyet ve sağduyulu ordu mensuplarıyla beraber hareket ettik. Onlar da bizim yanlarında olmamızı istediler. Çünkü biliyorsunuz bu sürecin en kolay atlatılması için her zaman bir basın mensubuna, bir basın kuruluşuna ihtiyaç var. Onlar da sağ olsun o bilinçle hareket ettiler.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Bilgi kirliliği gerçekten çok fazlaydı. Ben sahada görev yaparken ilk başta gözlemlediğim bilgileri halka aktarmaya çalıştım. Sağduyulu vatandaşlarımız sokağa çıkmıştı. Tankların önüne geçmişti. O görüntüyü gördükten sonra biraz daha kafamda bazı şeyler netleşmiş oldu. Tabii ki de emniyet kaynaklarını, jandarma ve askeri kaynakları arıyorsunuz fakat orada da kimin ne çıkacağını bilmiyorsunuz. Özellikle biz İhlas Haber Ajansı bir haber servis ettiğimiz zaman bu haberin çok fazla yere ulaşabileceğini ve geri dönüşünün olmayacağını biliyoruz. Burada da en ufak bilgi sizi çok farklı yerlere götürebilir. Biz sahada gördüğümüzü aktarmaya çalıştık. Yani vatandaşların sahaya çıktığını, bu darbeyi istemediklerini ve tankların önüne yattıklarını aktarmaya çalıştık. Bu da zannedersem en doğru bilgilerden ve en doğru görsellerden bir tanesiydi.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
Boğaz Köprüsü kapatıldığı için bizim aklımıza o zamanlar yeni açılan Osmangazi Köprüsü geldi. Hemen Osmangazi Köprüsü’ne gitmek istedik. Osmangazi Köprüsü’ne gittiğimizde emniyet güçlerinin orada çoktan önlem aldığını gördük. Ardından hemen donanma komutanlığına geçtik. Donanma komutanlığının önünde zaten yüzlerce vatandaş toplanmış, sözde örgütün mensuplarının içeriden dışarıya çıkmasına izin vermiyorlardı. Hatta kendileri o zaman içeriye sızmış olan o örgüt mensupları kapıdan değil de denizden kaçmaya çalıştılar. Yaklaşık 4-5 saatlik bir kovalamaca sürecinin ardından o karambolden yararlanıp kaçanlar oldu yanlış hatırlamıyorsam. Hatta 2-3 sene sonra yakalandılar. O gece biz Dinçer Akbir arkadaşımla beraber yaklaşık 1 hafta boyunca hiç durmadan çalıştık. Çok güzel dayanışma örneği sergiledik. Ben üşüdüm montunu o verdi, o üşüdü montumu ben verdim. O uyudu, ben çalıştım. Ben uyudum o çalıştı… Bu şekilde bir dayanışma sürecinden geçmiş olduk.
Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?
Ben o an kesinlikle ve kesinlikle kendi can güvenliğimi hiç düşünmedim. Aslında gazetecilikle ben kendi can güvenliğimi hiçbir zaman düşünmüyorum. Yani ben düşünsem ne olacak? Biz gazeteciyiz. Ben sınırda veya darbe sürecinde görev yaparken bir emniyet mensubunu veya emniyet müdürünü arasam bana bir koruma verin desem, vermezler. Böyle olduğu için benim kendi can güvenliğimi düşünmem mantıklı bir şey değil. Yine de en savunmasız mesleklerden bir tanesidir gazetecilik. Kendi önlemlerinizi almaya çalışırsınız.
Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Türk basını bence bu süreçte en önemli sınavlarından bir tanesini verdi. Özellikle sağduyulu medya kuruluşları sayesinde bu darbenin önüne geçilmiştir. Bunu net söyleyebiliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanının o dönem CNN Türk ve TGRT Haber’e bağlanarak verdiği mesajlar, vatandaşın sokağa çıkmasını sağlamış; tankların önüne yatmasını, darbeci askerlerin hiçbir şekilde hareket edememesini sağlamıştır. Burada da bir kere daha medyanın ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
Türk medyası 15 Temmuz sınavını bence başarıyla geçmiştir.



