Tüm Tanıklar

Rüstem Kaya Tepe

Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

Elbette herkes gibi biz de korku, endişe ve belirsizlik yaşadık. Çatışma görüntüleri hepimizi derinden etkiliyordu. Ancak gazetecilik refleksi o an devreye giriyor.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 15 Temmuz tarihinde hangi görevi yapıyordunuz? Şu anki göreviniz nedir?

Adım, soyadım Rüstem Kaya Tepe.1972, Mersin doğumlu evli ve iki kız çocuğu babasıyım. Üniversite mezunuyum. 1992 yılından itibaren yerel medya alanında görev yapmaktayım. 15 Temmuz 2016 gecesinde aktif olarak gazetecilik görevimi sürdürüyordum ve gelişmeleri anbean an takip ederek kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyordum. Şu anda da medya ve iletişim alanındaki çalışmalarımı sürdürüyorum.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

15 Temmuz günü Mersin’de Ayvagediği Yaylasında, yayla evimizde bulunmaktaydım. Hain darbe girişimi haberini ilk olarak gece saatlerinde televizyon yayınları ve meslektaşlarımız arasındaki yoğun telefon trafiği üzerinden öğrendim. Haberi doğrulatma üzerine araştırmalar yaptım. Büyük bir şaşkınlık içerisindeydim çünkü Türkiye’nin demokratik düzenine yönelik böylesine bir girişimle karşı karşıya olmak çok da anlaşılır ve kabul edilir bir durum değildi.

AW449420

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

TRT’den okutulan bildiri, köprülerin kapatılması, savaş uçaklarının alçak uçuş yapması, Ankara ve İstanbul’dan gelen haberlerle durumun bir kalkışma olduğu netleşti. O gece toplumun ne olduğunu doğru şekilde öğrenebilmesi, paniğin önüne geçilmesi ve insanların sağlıklı karar verebilmesi açısından ilk düşüncem, halkın doğru bilgiye ulaşmasının önemi oldu. Halkın meydanlara çıkma iradesinde doğru bilgilendirmenin büyük etkisi oldu. İnsanlar devlet kurumlarının açıklamalarını ve canlı yayınları takip ederek sürecin bir darbe girişimi olduğunu net biçimde gördü.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

O gece en fazla zorlandığım konu, dezenformasyon ve bilgi akışının karmaşık olmasıydı. Bir taraftan sahadan gelen çelişkili bilgileri doğrulatıyor bir yandan da iletişim altyapısında yaşanan aksaklıklarla uğraşıyorduk. Doğru bilgiye ulaşmak ve bunu hızlı şekilde kamuoyuna aktarmak oldukça zordu.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

Özellikle sosyal medyada yayılan bazı görüntü ve iddialar konusunda çok dikkatli davrandık. Çünkü o gece bilgi kirliliği en az yaşanan olaylar kadar tehlikeliydi. İnsanlarda panik oluşturabilecek veya yanlış yönlendirmeye neden olabilecek hiçbir bilgiyi teyit etmeden paylaşmamaya çalıştık. Bazen bir haberi birkaç dakika geç vermeyi göze aldık ama yanlış bilgi vermemeyi daha önemli gördük. Hızlı olmak önemliydi ama doğru bilgi vermek çok daha önemliydi. Bu nedenle doğrulanmayan hiçbir bilgiyi paylaşmamaya özen gösterdik.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

O gece gazeteciler arasında dikkatli, temkinli ve güçlü bir dayanışma vardı. İrtibat halinde olduğumuz gazetecilerin tümü halkın doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için çalışıyordu. O gece gazeteciler mesleki dayanışmanın en güçlü örneklerinden birini gösterdik.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Elbette herkes gibi biz de korku, endişe ve belirsizlik yaşadık. Çatışma haberleri, şehirlerden gelen görüntüler hepimizi derinden etkiliyordu. Ancak gazetecilik refleksi o an devreye giriyor. Çünkü siz görev başındayken kişisel duygularınızı ikinci plana bırakmak zorunda kalıyorsunuz. O gece bizi ayakta tutan en önemli motivasyon, halkın doğru bilgiye ulaşma hakkına olan inancımızdı. İnsanların yanlış bilgilerle paniğe sürüklenmemesi, olayların gerçek boyutunu anlayabilmesi ve sağlıklı değerlendirme yapabilmesi için yayınların kesintisiz devam etmesi gerektiğini düşünüyorduk.

Bir diğer önemli motivasyon da demokrasiye olan bağlılıktı. Basın özgürlüğü ile demokrasi arasında çok güçlü bir bağ vardır. Eğer medya susturulursa toplum karanlıkta kalır. Bu nedenle o gece yapılan her yayın, aktarılan her doğrulanmış bilgi aslında demokratik düzenin korunmasına katkı sunuyordu.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Türk basınının o gece ortaya koyduğu ortak duruşun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Televizyonların yayınlarını sürdürmesi, gazetecilerin sahada aktif olması ve halkın gelişmeleri canlı şekilde takip edebilmesi toplumun refleksini güçlendirdi. İnsanlar ne olduğunu gördü, duydu ve buna göre tavır aldı. Medyanın susturulması halinde toplumun doğru bilgiye ulaşması çok daha zor olurdu.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Geriye dönüp baktığımda, o gece korkuların önüne geçen şeyin meslek sorumluluğu, demokrasiye olan inanç ve halkın haber alma hakkına duyulan saygı olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlar karanlık ve belirsizlik içinde kaldığında doğru bilgi en büyük ihtiyaç hâline gelir. Biz de o gece bu sorumluluğu yerine getirmeye çalıştık. Türk medyası o gece çok önemli bir sınav verdi. Farklı görüşlerden medya kuruluşları bile demokrasi ortak paydasında buluştu. Eğer medya o gece susturulsaydı ya da yayın yapamasaydı, bilgi karanlığı oluşur ve darbe girişiminin seyri çok daha farklı gelişebilirdi. O nedenle basının o geceki rolü, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde kritik bir yere sahiptir.