Tüm Tanıklar

M. Nafiz Koca

Günışığı Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

O gece bütün dünyaya Türk milletinin, vatanın ne demek olduğunu iyi bildiğini ve 7’sinden 70’ine hainlere gerekli dersi verdiğini göstermiş olduk.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

15 Temmuz’u, Allah’ım ülkemize tekrar yaşatmasın. Bu tür darbeleri tecrübe etmiş bir ülke olarak 15 Temmuz’da da ciddi bir travma yaşadık ama Allah’a çok şükür hem milletimizin sağduyusu hem Cumhurbaşkanımızın anında aksiyon alması neticesinde kazasız belasız denilecek derecede atlatmış olduk. 15 Temmuzda, o melun darbe girişiminin olduğu saatlerde biraderimin evinde misafirdik, Ankara’dan da misafirlerimiz vardı. Yemek esnasında sosyal medyada dolaşırken Twitter’da özellikle İstanbul’da köprüde bir hareketlenmenin olduğu yönünde paylaşımlar yapıldı.

Ardından dönemin Bursa Milletvekili Sayın Bedrettin Yıldırım’ın bir paylaşımını görmüştüm. İstanbul’da bir hareketlenme var ama hayra alamet değil mealinde bir şeydi. Tabii 5 dakika geçmeden olayın ne olduğunu anlar anlamaz yemek yemeden misafirlerimizle birlikte hemen dışarı çıktık. Elazığ’da hemen hemen herkesin takılmış olduğu bir kıraathane vardı. Oraya uğrayıp, orada oturan arkadaşlarımızı da alarak direkt PTT meydanına geldik. Meydana geldiğimizde henüz kimse yoktu. AK Parti İl Başkanı binadan inmiş, eski valilik binasına doğru gidiyordu ve eş zamanlı olarak oraya vardık.

AK Parti İl Başkanı hemen orada bir açıklama yaptı. Açıklamanın ardından olayı öğrenen vatandaşlar akın akın geldikçe, eski valilik önünün kifayet etmediğini gördük ve AK Parti İl Başkanıyla birlikte PTT meydanına geldik. Şimdiki adı 15 Temmuz Meydanı olarak değişen meydana geldik. Orada ciddi kalabalıklar oluştu. Ardından dönemin AK Parti Milletvekili Sayın Ejder Açıkkapı intikal etti. Sonrasında o dönem milletvekili değildi ama Elazığ’daydı Sayın Zülfü Demirbağ. Başta vekiller olmak üzere mikrofonu eline alanlar halkı bir taraftan teskin ederken bir taraftan darbeyi telin konuşmaları yaptılar. O dönem Elazığ Basın ve Medya Cemiyeti adına, aynı zamanda bir gazeteci olarak hem olayları takip ediyor hem tutulan mikrofonlara açıklamalar yapıp halkın aydınlanması yönünde bilgiler veriyorduk. Hatta sahneye çıkarak kitlelere hitap ettiğim de oldu.  Korkunç bir gündü ama meydandaki vatandaşların heyecanlı, vatanperver, milletsever duygularını bizzat görüp heyecanlanmamak elde değildi. Tabii günlerce biz orada nöbet tuttuk. Bu nöbette sadece konuşmalarımız olmadı. Haberler yaparak, canlı yayınlara katılarak kitlelere ulaşmaya, sesimizi duyurmaya çalıştık. Bu girişimi yapan hainler belki de ömürlerinde alamayacakları kadar büyük bir ders aldılar. Hayatları boyunca unutamayacakları bir tokat yediler. Bundan sonra da artık kimsenin böyle bir melun girişime kalkışacağını düşünmüyorum.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezinde veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Durumun ciddiyetini kavramamıza zaten biz fırsat vermedik. Sosyal medyada özellikle de Hande Fırat’ın yayınlarını cepten izlerken zaten biz evden çıkmıştık, meydanlara doğru geliyorduk. O anda gazetedeki personelimizi arayarak meydanlara inmesini, sosyal medyadan da paylaşımlar yaparak “Bugün o gündür!” minvalinde milletin alanlara dökülmesini sağlayıcı paylaşımlar yaptık. Biri karasal, iki ulusal yayın yapan üç yayın kuruluşumuzla alanlardaydık. Gazeteci meslektaşlarımız uyumadan, bazen yemek ve su içme ihtiyacı bile hissetmeden, sabahlara kadar orada insanlara mikrofon tuttu, insanların o anki duygularını paylaşmalarına vesile oldu.  Bunlar o gece olağanüstü mesleki refleks olarak yaşadığımız şeylerdi. Dolayısıyla ciddiyetini kavradığımız andan itibaren alanlardaydık. O dönem yapmış olduğumuz konuşmalarda bir taraftan gündemi takip ederken diğer taraftan yabancı basın ve yabancı ülkeler hakkımızda ve bu hain darbe girişimine dair neler düşünüyor, neler yazıp çiziyorlar onları takip ediyorduk. Darbenin birinci günüydü. Arap basını ciddi bir manşet atmış ve “Türk milleti vatanın ne demek olduğunu bilir” demişti. Buradan hareketle çok güzel ve heyecanlı bir konuşma yapmıştım. Evet, bütün dünyaya Türk milletinin, vatanın ne demek olduğunu iyi bildiğini ve 7’sinden 70’ine hainlere gerekli dersi verdiğini göstermiş olduk.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

O gün her şey zordu ama hiçbir zorluk vatan kadar, vatanı düşünmek kadar zor değildi. O gün uçaklar ilimizin üzerinden de geçseydi göğsümüzü yine siper eder, o hainlere fırsat vermezdik. Dolayısıyla o gün yaşanan hiçbir şeyin zor olduğunu düşünmüyorum. Bugün olsa Allah korusun yine aynısını misliyle yaparız. Söz konusu vatan, toprak, özellikle milletin asayişi olursa hiçbir zorluk bizim için zor değildir. Elimizdeki bütün platformları kullandık. Hem gazetemizin internet sitelerinde hem gazetemizin basılı yayınlarında bunları eksiksiz şekilde ifade ettik, insanlara ulaştırdık. Diğer taraftan ülke genelinde neler olup bittiğini, Sayın Cumhurbaşkanının yapmış olduğu konuşmaları, başkentteki gelişmeleri o dönem valilik tarafından meydanlara kurulan büyük ekranlardan takip ettik.

Mesleğimizin aslında en ciddi, en anlamlı, belki de en güzel hikâyeleri o gece oluştu. Çünkü vatan aşkının ne demek olduğunu biz o gün biraz daha özümsedik, yaşadık. Özellikle bu bağlamda yerelde mesleğini icra eden bütün meslektaşlarımın o gece ve takip eden günlerde göstermiş olduğu refleksleri, almış olduğu aksiyonları yürekten tebrik ediyorum, kutluyorum.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğimizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Kesinlikle vatanımızdı… Hainlerin vatanımıza, birlik beraberliğimize kastetmeleri ve tasallut etmeleriydi. Böyle bir durumda damarlarında Türk kanı dolaşan her vatandaşın yaptığı gibi biz de canımızı ortaya koyduk. Yapılması gerekeni yaptık. Canımızı da seve seve verebilirdik ki birçok ilimizde vatandaşlarımız bunu yaptı. Kimileri tankların önüne yatarak, kimileri tankların üstüne çıkarak hainlere dur dediler. Bizim de onlardan bir farkımız yoktu. Onlar canlarını, kanlarını nasıl seve seve verdilerse biz de böyle gönül rahatlığıyla tebessüm ederek o hainlerle göğsümüzü siper edip göğüs göğüse çarpışabilir, o riski bertaraf ederdik. Vatanımız, milletimiz için. Kaldı ki Elazığ bölgede farklı bir coğrafya. Biz her zaman deriz; Elazığ bölgesinde iki kale kentten biri. Bunlardan biri Erzurum, biri Gakko şehri Elazığ. Elazığ herkes bilir ki tarihinde düşman çizmesinin hiç girmediği bir coğrafya. Bundan sonra da asla girmeyecektir. Geçmişte de her türlü hainler bütün illere gitmişler, toprak basmışlar, oralara tasallut etmişler, girişimde bulunmuşlar. Ama hiçbir zaman Elazığ’a cesaret edemediler. Bir Elazığlı olarak biz bu topraklardan gurur duyuyoruz. Gurur duyduğumuz bu toprakları da canımız, malımız, kanımız, her şeyimiz pahasına seve seve feda ederiz ve bundan da onur, gurur duyarız.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

O gece personelimiz gazetecilik aşkıyla değil, vatan aşkıyla sahalardaydı. Dolayısıyla ben onları da kendini siper eden vatandaşlarımız gibi kutluyorum. Çok güzel bir gazetecilik sergilediler. Aslında gazetecilikten ziyade vatanın nasıl sevildiğini, vatana nasıl sahip çıkıldığını, vatana tasallut eden hainlerle nasıl mücadele edileceğini gösterdiler. O gün tabiri caizse birer Nene Hatun gibi alanlara inip hem o korkulu anları yaşarken hem de mesleklerini eksiksiz icra etmeleri takdire şayandı. Dolayısıyla ben kendi personelimi, arkadaşlarımı yürekten kutluyorum.

Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Yani kesinlikle olumlu etkiledi. Türk basını olmamış olsaydı, özellikle TRT’nin o dik duruşu olmasaydı, Hande Fırat’ın Sayın Cumhurbaşkanı’yla korkulu o ortamda heyecana kapılmadan, paniğe kapılmadan halkı bilinçlendirme yayınları olağanüstüydü. Türk basını bana göre hakikaten üzerine düşeni yaptı. Kadınlarının Halide Edip Adıvar olduğu, erkeklerinin Hasan Tahsin olduğu o gün, gazeteci olarak yerelde biz de bize düşeni yaptık. Yerelde yaşadıklarımız, göstermiş olduğumuz duruş, dirayet, mukavemet ulusalın iz düşümüydü. Çoğu insan evde yeni doğmuş çocuğunu bıraktı, sokaklara döküldü vatan için. Sokaklara dökülüp yekvücut, tek yürek, tek bilek, tek yumruk olmamızı sağlayan en önemli unsur Türk basınıydı. Onun için ne kadar övgüyle bahsetsek Türk basını hakkında yanılmış olmayız, kutluyorum.

Geriye dönüp baktığınızda 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

 Medya olmasaydı çok daha farklı olurdu. Türk milleti yine sustururdu, yine püskürtürdü o darbeyi. Yine o hainlere gerekli dersleri verirdi. Ama belki biraz süre uzardı, belki biraz zorlanırdı. Ama medya bütün bunların hızlanmasına sebep oldu. Halkın bilinçlenmesinde, halkın sokaklara inip vatanı için, toprağı için, liderinin yanında olmasında çok ciddi bilinçlendirme yayınları yaptılar.