Tüm Tanıklar

Cihat İncesu

Erzurum Pusula Gazetesi Yazı İşleri Müdürü

Gazetenin Genel Koordinatörü olan eşimle abdestlerimizi alarak şehir merkezine indik. Öncelikle işimizi en iyi şekilde yapmamız gerektiğini düşündük. Sonunda şehit olmak vardı ve biz buna hazırdık.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

Akşam evimizde misafirimizle oturuyorduk. Tam saati hatırlamıyorum ama sanırım 20.00-21.00 civarları olmalı, televizyonda İstanbul Köprüsünün askerler tarafından kapatıldığı haberlerini izledim. İlk anlarda TV’lerde ne olduğunu tam olarak kavrayamıyor olacak ki, muğlak ifadeler kullanıyorlardı. Aklıma darbe fikri geldi ama açıkçası ne alaka, deyip yakıştıramadım. Öyle ya bu çağın Türkiye’sinde hala darbe mi olurdu? Karmaşık duygular içinde olayı çözdük, farklı haber kanallarından derlediğim bilgileri birleştirerek genel resmi ortaya çıkarmaya çalıştım.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Olayın metropolde olması ve aktörlerinin de asker olması bizim alarma geçmemize neden oldu. İstanbul ve Ankara’daki gelişmeleri birleştirince olayın bir darbe girişimi olduğunu tahmin etmede zorlanmadık. Aynı zamanda polis telsiz anonslarını takip edip Erzurum’da bir gelişme olup olmadığını öğrenmeye çalıştık. Erzurum Emniyet Müdürü Kamil Karabörk’ün ateşli anonsları ile bunun bir darbe girişimi olduğuna kesin kanaat getirdik. Müdür Bey, güvendiği tüm ekiplerini silahlandırıp emniyet binasının etrafında etten duvar örülmesi talimatını veriyordu.

Haber merkezindeki arkadaşları uyarıp, hepsine ayrı ayrı görev dağılımı yaptık. Emniyet Müdürlüğü ve 9. Kolordu Komutanlığı  gibi güvenlik kurumlarına yönlendirdik. Matbaayı arayıp baskıyı durdurmalarını istedik. Matbaa müdürüne her türlü önlemi alması talimatını verip, 1. sayfa için bizleri beklemelerini istedik.  Bu arada matbaanın kapılarını da bizden başka kimseye açmamalarını tembih ettik. Gazetenin Genel Koordinatörü olan eşim Sevda Güneş İncesu ile birlikte abdestlerimizi alarak şehir merkezine indik. Aracımızla Emniyet ve Kolordunun bulunduğu Cumhuriyet Caddesine doğru ilerlerken ülkenin tehdit altında olduğunu ve öncelikle işimizi en iyi şekilde yapmamız gerektiğini düşündük. Bu hem mesleki bir fırsattı, hem de uhrevi bir fırsat. İşin sonunda şehit olmak vardı ve biz buna hazırdık.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Tepeden tırnağa silahlı polisler, köşe başlarını tutmuş gelecek talimatları bekliyorlardı. Emniyet müdürlüğüne giden yollar panzerler ile kesildiği için yan sokaklara aracımızı park edip, yaya olarak ilerlemek durumunda kaldık. O gece Cumhuriyet Caddesine indiğimizde henüz ortalık sakindi. Yaşadığım en büyük zorluk ilk etapta çok iyi tanıdığım polislerin bile hain çıkabilecek olma ihtimali idi. Bu nedenle psikolojik olarak kimseye güvenmeme durumu oldu. Onlar bize güvenmiyor bizler onlara temkinli yaklaşıyorduk. Bizleri yanlış yönlendirmelerinden endişe ederek bilgileri kontrol ederek, kayda geçiriyorduk.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

O gece Erzurum mülki erkanının Polisevinde olduğunu öğrenince en sağlıklı bilgileri oradan alacağımızı düşündük. O esnada Cumhuriyet Caddesi de kalabalıklaşmaya başladı. Olayı duyan halk ve ülkücüler bulunduğumuz noktaya ellerinde Türk Bayrakları ile geliyordu. Kısa sürede ortalık mahşer yeri oldu. Vatandaşlar araç konvoyları ve yaya olarak şehrin merkezine doğru ilerliyordu.

Polisevine girmek istedik, kapıdaki polis doğal olarak bizi içeriye almak istemedi. Olağan dışı bir gece yaşanıyordu, kimin kim olduğu, neye hizmet ettiği bilinmeyen bir durumdu zira. Ancak o sırada kapıda üst düzey yöneticileri görünce yardım isteyip, içeriye girdik. Orada Vali Seyfettin Azizoğlu, Emniyet Müdürü Kamil Karabörk, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, savcılar gibi üst düzey yöneticiler vardı. Onlarla görüşüp gelişmeleri ilk ağızdan alma fırsatımız oldu.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

O esnada diğer muhabir arkadaşlarımız ile koordineyi hiç kesmedik. Herkesin görev yerinden bilgi vermeden ayrılmamasını, her türlü gelişmeyi bizlere bildirmesini istedik. İş bitince gazete haber merkezine geçip bilgileri birleştirerek, ertesi gün çıkacak gazetenin 1. sayfasını yapmayı planladık. Kimisi halkın arasında fotoğraf çekiyor, kimisi stratejik kurumlar etrafında nöbet tutuyordu. Bu arada matbaa personeli bizlerden haber bekliyordu. Sayfa sekreterlerini de gazete merkezine yönlendirip, bizlerin göndereceği metin ve fotoğrafları yayına hazır hale getirmelerini istedik.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

15 Temmuz 2016 tarihinde, hain darbe girişiminin olduğu yıllarda yaklaşık 23 yıllık tecrübeli denebilecek bir gazeteciydim. İlk defa can güvenliğimizi ikinci plana atmıyorduk. Meslek hayatımız boyunca defalarca gerek yurt dışında gerekse yurt içinde yakın tarihimizdeki olaylara gazeteci olarak bizzat şahit olmuştum. Bu mesleğin tabiatında vardır, insanların kaçtığı yere siz koşarak gidersiniz. Bu depremde de böyledir, doğal afette de bir terör eyleminde de.

Biz de öncelikle abdestimizi alıp, görevimizi yapmak için sahada yerimizi aldık. Tabi bu arada ülkemiz ve vatanımız için içimizde okumadığımız dua kalmamıştı. O gece bir kıvılcım, yanlış bir haber ortalığı savaş alanına çevirebilir, kan dökülmesine neden olabilirdi. Herkese görev düşüyordu, en fazla da kamuoyunu direk etkileyebilecek olan bizlere. Bizlerde sorumluğumuzun bilincinde hareket ettik. Bu bizim için de bir imtihandı ve bu imtihandan yüzümüzün akı ile çıkmalıydık.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

O gece bizler görev yaparken yalnızca kendi haber merkezimizdeki arkadaşlar ile değil, diğer basın kuruluşlarındaki gazeteci dostlarımız ile de irtibata geçerek ortak bir ses olmaya gayret ettik. Gazeteciler birbirine haber atlatır, bu mesleğin doğasında vardır. Ancak o akşam durum farklıydı, haber atlatma zamanı değil birlik olma, tek ses olma zamanıydı. Yalnızca Erzurum’da değil doğu illerindeki gazeteci arkadaşlar ile de irtibata geçip bölgeden bilgiler aldık, istişareler yaptık. Özellikle Ağrı, Ardahan, Iğdır gibi sınır illerindeki gazeteci arkadaşlar ile irtibata geçip, sınır ötemizde bir gelişmenin olup olmadığını sürekli kontrol ettik.

Gecenin sonunda haber merkezine geçerek tüm ekip arkadaşlarımız ile beraber ortak bir metin hazırladık. Fotoğrafları itina ile seçip o kara geceyi 1. sayfadan verdik. Pusula Gazetesi olarak yurt genelinde ertesi gün manşetten çıkan nadir gazetelerden olduk. Çok büyük bir kısım gazetenin baskısı yapıldığı için ancak 17 Temmuzda gazetelerine gelişmeleri vermek durumunda kaldı. Ancak biz o gecenin sabahında, tüm gelişmeleri baskıya yetiştirdik. O gecenin sabahında ne olacağını bilmiyorduk, ülkemiz beyinlerini satmış üniformalı teröristler tarafından ele de geçirilebilirdi… Ama biz işin sonunu hiç düşünmedik ve yapmamız gerekene odaklandık.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Türk basını o hain gecede büyük bir sınav verdi. Bence bu sınavdan yüzünün akı ile de çıktı. Gerek yaygın gerekse yerel basın devletinin, halkının yanında durdu. Bilgileri süzgeçten geçirip öyle kamuoyu ile paylaştı.

Aksi olsaydı darbe girişiminin başarı şansı yüksek olabilir veya çok daha fazla kan akabilir, canlar yanabilirdi. Medyanın susturulması demek, halkın sesinin kısılması anlamına geliyor ki bu da yalnızca kirli emelleri olanların işine yarardı.