Kadir Üründü
Mardin Life Yayın YönetmeniO gece basın sussa, üç maymunu oynasa bir ülkenin geleceği, zillet ve esaret içine düşecekti. Bu da basın tarihine bir utanç vesikası olarak kaydedilecekti.
15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
15 Temmuz 2016 tarihinde, gazetecilerin belli periyotlarla gerçekleştirdiği mesleki dayanışma ve sorunların konuşulması için yapılan toplantıya katılmak üzere Ağrı’da idim. Uzun yıllardır beraber gazetecilik mesleğini sahada beraber ifa ettiğimiz gazeteci dostlarım Nezir Güneş ve Arif Altunkaynak ile beraber şehre varıp, otele yerleştikten sonra akşam yemeğini yemek için önce bir restoranda ardından da çay içmek için yan taraftaki bir kafeye geçtik. Şehrin en kalabalık çarşısında bulunan kafede çay içerken hatırladığım kadarıyla saatler 20.00’yi biraz geçmişti sanırım; televizyon ekranlarındaki altyazıları okurken aynı anda telefonlarımız ardı ardına çalmaya başladı. Hain darbe kalkışmasından böylece haberdar olduk. Kafede bulunan insanlar tedirgin olmuşlardı. Olanları anlamlandırmaya ve nasıl hareket edeceğimize hemen karar vererek şehrin Hükumet Konağına doğru yürüdük. Meydana gittiğimizde; sivil toplum örgütlerinin temsilcileri olduklarını sonradan öğrendiğimiz vatandaşların yoğunlukta olduğu kalabalığı gördük.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?
Bizler Mardin’de toplumu gelişmelerden haberdar eden bir kamu görevi ifa ediyoruz. Zor bir coğrafya tabi. Devletimizin şerefli üniformasının altında ihanet teşebbüsü içerisinde olan deyim yerinde ise koyun postuna bürünenlere aşina idik. Dolayısıyla sahnelenmek istenen ihanetin farkındaydık. Bu ihanetin emeline ulaşması halinde çocuklarımızın, torunlarımızın Allah korusun bir sömürge yaşamının içene itileceğinin farkındaydık. Ülkemizin geleceği için o gece ne yapılması gerekiyor ise yapmaktan geri durmayacağımızın kararlığı ve cesareti içerisindeydik. Tabi aynı esnada çok yoğun bir telefon trafiği içerisinde yönettiğimiz yayın organlarında arkadaşlarımızı meydanlara yönlendirerek ihanet kalkışmasına karşı duruş gösterecek haberlerin, darbeye karşı muhataplardan alınacak görüş ve demeçleri haberleştirmeleri gerektiği konusunda yönlendirmeler yaptık. Bazılarıyla da bizler görüşerek gereken haber çalışmalarımızı yaptık.
O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
O gece karşılaştığımız en büyük sıkıntıların başında bir daha hiç yaşamak istemediğim en büyük korku, karşılaştığım üniformalının gerçek anlamda dost mu, devletinin üniformasının altında ihanet içerisinde olan bir örgüt mensubu mu olduğu konusundaki korkum ve endişelerimdi. Tabi saatler ilerlediğinde vatandaşların cesaretiyle, birlik ve dayanışma içerisinde o korku ve endişenin yerini cesaret aldı. Teknolojik anlamda hatların yoğunluğu ve internetteki ağırlaşma sağlıklı bir iletişim kurmamamızı engelledi.
Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Devletimizin büyüklüğünü, kudret ve gücüne vakıf olan insanlarız. Bu ilkenin binlerce yıllık bir tecrübesi olduğunu çok şükür biliyoruz. Devleti devlet yapan erkler vardır. Bu erklerin vakarı karşısında ülkeme karşı olan saygım bin kat daha arttı. Tabi bunun yanı sıra o gece haber kaynaklarımızı daha önce malum yapıyla teması ya da yakınlığıyla şüphelendiğimiz makam sahiplerine hiç yönelmeden, ülkesine ve vatanına bağlılığıyla bildiğimiz kaynaklarla daha fazla görüşerek doğru haberlerle ihanetin bir parçası olmamanın içerisinde hareket ettik.
Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?
O gece her birimize ayrı bir cesaret geldi. Belki ellerimizde silahlar yoktu ama her birimizin ülkesine karşı taşımış olduğu aidiyetin getirdiği bir güç vardı. Çıplak ellerle meydanları dolduran, birbirinden güç alarak dakikalar ilerledikçe güçlenen ve kendiliğinden oluşan bir silahsız kuvvetler gücü vardı. O gece cemiyetimize üye olan gazeteci dostlarımızın ortak kurduğu Whatsapp grubunda da arkadaşlarımızı cesaretlendirecek ve halkı bilinçlendirecek haberlere ağırlık verilmesi yönünde ortak bir şekilde hareket ettik.
Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?
O gece can güvenliğimiz asla aklımızdan geçmedi çünkü o gece çok ayrı bir geceydi. Söz konusu canımız değildi. Ülkemizin binlerce yıldır süren birliği ve beraberliği zilletin tuzağına düşürülmek isteniyordu. İnsan ömrü dediğin nedir ki; bir varsın bir yoksun. Nihayetinde basın mensupları olarak o uzun gecede şehit de verdik. Bu vesileyle 15 Temmuz Şehidi merhum meslektaşımız Mustafa Cambaz’ı da bir kez daha rahmetle anmak istiyorum. Bizim toplumsal anlamda önemli bir misyonumuz da var. Toplumun gören gözü olan gazeteciler, öngörü sahibi olmalı. Mesleğimiz için, meslek büyüklerimizden duyduğumuz bir söz var; “Herkes bakar, gazeteci görür” diye. O gece o ihaneti ve o ihanetin ardından gelecek zilleti, sömürge hayatını göremeyecek kadar öngörüsüzsen eğer; sen gazeteci olmazsın, olma da zaten. Biz gördük ve o bilinçle hem mesleğimizi ifa ettik hem de meydanların sesi olduk. O meydanlardaki cesur duruşu pekiştiren iyi bir habercilik örneği yaptığımıza inanıyoruz.
Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?
Anadolu şehirlerinde olsun metropol şehirlerimizde olsun; elindeki fotoğraf makinası, kamerası, mikrofonu veya cep telefonuyla olanları kayıt altına alan bir gazetecinin duruşunun topluma özgüven yüklediğine inanıyorum. Nihayetinde gecenin ilerleyen saatlerinde Hande Fırat başta olmak üzere farklı kanallara bağlanan yöneticilerimizin çağrılarının vatandaşa iletilmesini sağlayan yine gazeteciler oldu. Hatta bir darbe hayalini, bir gazetecinin telefonla engellediğini söylersem çok abartılı olmaz diye düşünüyorum.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?
Tarihi okuduğumuzda, darbelerin yaşandığı topluma, darbe zamanlarında nasıl bir hayatın reva görüldüğünü biliyoruz. Bizler bunu dedelerimizden, babalarımızdan dinleyerek büyüdük. Onların o dönemlerde yaşadığı çaresizliğe bizler razı olamazdık. Belki o dönemlerde bugünkü teknolojiden, konfordan çok uzak idiler ama biz 15 Temmuz gecesini onların dönemi ve şartlarıyla kıyaslarsak çok ayıp etmiş oluruz. Devletimizin, milletine kazandırmış olduğu sosyal ve ekonomik konfor hepimizin malumu. Söz konusu konfordan alet edevat, gelişmişlik, teknoloji ve donanım anlamında Türk basını da nasibini fazlasıyla almıştır. O gece basın sussa, üç maymunu oynasa bir ülkenin geleceği, zillet ve esaret içine düşecekti. Bu da basın tarihine bir utanç vesikası olarak kaydedilecekti. Çok şükür ki bu utancı yaşayan bir jenerasyon olarak kayıtlara girmedik. Meslektaşlarımızla birlikte bu onuru ve gururu yaşıyoruz.



