Tüm Tanıklar

Müjdat Çetin

Sakarya Yenigün Gazetesi Genel Yayın Müdürü

Sayın Cumhurbaşkanının canlı yayında yaptığı açıklamalardan sonra insanlar durumun daha çok farkına vardı. Herkes ‘Bir şeyler oluyor ama ne oluyor?’ diye düşünüyordu.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

Sakarya’da 42 yıldır gazetecilik yapan biriyim. Gerek yerel gerekse ulusal medyada, ajanslarda yıllarca şehrin temsilciliğini de üstlendim. Şu anda Sakarya’da yerel bir gazetede genel yayın yönetmeni ve sorumlu yazı işleri müdürü olarak görevime devam ediyorum. 15 Temmuz gecesi bizim için oldukça ilginçti. İstanbul’da olaylar her ne kadar saat 17.00 civarında başlamış olsa da, benim evim valilik civarındadır. Saat 21.00 civarında eve geldiğimde valiliğin önünden geçtim ancak o saatlerde herhangi bir hareketlilik yoktu. Saat 21.30 civarında evde televizyon izlerken haberlerde İstanbul’da bir hareketlilik olduğunu, asker ile vatandaşın karşı karşıya geldiğini gördüm. O sırada oğlum evde değildi. Kendisini arayıp eve gelmesini söyledim ve bir hareketlilik olduğunu belirttim. Böyle bir durumda doğal olarak çocuğunuzu korumak istiyorsunuz. Oğlum eve gelirken garnizonun önünden geçtiği sırada bir tank meselesinin konuşulduğunu söyledi. Otobüsle eve gelirken Karaman Kavşağı’nda yolun tıkandığını ve ilerleyemediğini ifade etti.

Burası valiliğin yaklaşık 500 metre ilerisindeydi. Ben de oğlumu almak için yola çıktığımda valilikte bir hareketlilik olduğunu fark ettim. Valiliğin karşısına park edip araçtan indim ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. O esnada bir düdük sesiyle birlikte ‘Arabanı çek oradan, askeriye buraya el koydu. Devam et, durmak yasak’ şeklinde bir ses yükseldi. Ben de bankamatiklerden para çekeceğimi, bu nedenle durduğumu söyledim. Ancak o sırada asker silahını doğrultarak, ‘Devam et diyoruz sana’ dedi. Valiliğin etrafının 25-30 metre aralıklarla askerler tarafından sarıldığını gördüm. Ana yola indiğimizde polis sirenleri duyuldu. Biz de o tarafa doğru yürüdük. Oradan gelenler de asker ile vatandaş birbirine girdi, yolu kapatmışlar geçiş izni vermiyorlar gibisinden sözler söylüyorlardı. Ben de oğlumu tekrar arayıp, yolun kapalı olduğunu ve otobüsten inip yürüyerek gelmesini söyledim. Oğlum yürüyerek geldi onu eve bıraktım ve sonrasında ben tekrar valiliğe geri döndüm.

Bu sırada Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklaması ile birlikte Sakarya coştu. O dönem Yazı İşleri Müdürümüz Ekrem Bey ile de telefonda istişare halindeydik. Kendisine valilikte olduğumu ve onun da merkeze gidip orada ne olup bittiğine bakmasını söyledim. Sakarya’da bu tür olaylar olduğunda meydanda toplanılır o da meydana geçti ve bana orada da bir hareket olduğunu söyledi. Saat 22.00-23.00 civarında Sakaryalı sokağa döküldü ve o zaman ki ismi ile Kent Meydanı dolmaya başladı. Valilik ele geçirilmiş sözleri ile birlikte halk oradan belediye otobüsleri ile buraya hareket etti. Biz de tabi o esnada internet sitemize anı anına haberleri girmeye çalışıyorduk. Valiliğe ön taraftan kalabalık bir grup girmeye çalışıyordu, arka tarafa zırhlı bir araç çekilmişti. Vatandaşlar buraya yığıldı ve bir süre sonra askerin el koydum dediği valiliği ele geçirmiş oldu.

Buranın bir özelliği de şu; Türkiye’de tek böyle bir kampüs halinde bir valiliğin ele geçirildiğini sandıkları yer ama Sakaryalı vatandaşlarımız durmadı onlara geçit vermedi. O geceyi yaşayanlar bilir. Ateş açıldı, yaralanan insanlarımız oldu. Sakaryalı vatandaşlarımız o gece silahların gölgesinde ateş açılacakmış, yaralanacaklarmış veya öleceklermiş hiçbirini mesele etmeden bu bir devlet, millet meselesidir diyerek valiliği ele geçirdi. Daha sonrasında şehirdeki tüm milletvekilleri, siyasiler ve bürokratların tamamı buraya geldiler. O gecenin bana göre en büyük sıkıntısı şuydu: Kim kimden yana, kim kime karşı, ne oluyor diye ciddi bir belirsizlik yaşadık.

Bu gerçekten oldukça sıkıntılı bir durumdu. O gece enteresan bir olay da yaşadık. O dönemin valisi Sayın Hüseyin Avni Coş’tu. Hatta Vali Coş, elinde iki silahla, bir tarafında dönemin İl Jandarma Komutanı, diğer tarafında İl Emniyet Müdürü olacak şekilde makam girişindeki merdivenlerde halka bir konuşma yapmıştı. O esnada orada bulunan rütbeli bir askerin terör örgütünden olduğu hızlı bir şekilde tespit edildi. Kendisine “Gelin, bir yere gideceğiz” denilerek asansöre bindirilerek aşağıya indirildiği ve daha sonrasında onun gözetim altına alındığını öğrendik. Biz de bir gazeteci olarak görevimizi yerine getirmeye çalıştık. Buradaki olayları anında haber sitemiz ve haber ajanslarına iletmeye çalıştık. Burada yaşadıklarımızı neyse kamuoyuna yansıtmaya çalıştık.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

O gece kimi kimden ayırt edeceksiniz? Kim suçlu, kim suçsuz, kim size karşı ya da değil; bunların hiçbirini bilemiyorsunuz. Milletimiz burayı ele geçirince, az önce söylediğim gibi, oradaki askeri yetkili gibi görünen Jandarma Komutanı’nın bile FETÖ grubuna mensup olduğu tespit edildi ve anında derdest edildi.

Ama gerçekten o geceyi anlatmak kolay değil. Şöyle söyleyeyim; o geceyi yaşamanız lazımdı. İnsanlar böyle bir durumda ‘Vatan, millet, Sakarya!’ diyerek canları pahasına bu işi yaptılar. Biz zorluk çektik mi? Aslında ciddi bir zorluk yaşamadık. Çünkü herkes bu işe gönül verdiği için biz de bir gazeteci olarak görevimiz neyse onu yerine getirmeye çalıştık.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

Bazıları abartır ama biz burada ne yaşadıysak onu birebir yansıtmaya çalıştık. Çünkü gerçekten ne olduğunu bilen kimse yoktu. Biliyorsunuz, bir televizyon kanalında Sayın Cumhurbaşkanının canlı yayında yaptığı açıklamalardan sonra insanlar durumun daha çok farkına vardı. Herkes ‘Bir şeyler oluyor ama ne oluyor?’ diye düşünüyordu. Cumhurbaşkanının çağrısından sonra halk aynen meydanlara indi.

O meydanlar bize dar geldi. Daha sonra Sakarya Valiliği’ne gelindi ve Sakarya Valiliği yeniden halk tarafından ele geçirildi. Buradaki elebaşları diyeyim, kim varsa; o dönem asker kökenli olanların hepsini vatandaş yakaladı ve polise teslim etti. O gece hepsi nezarete konuldu. Hatta o geceyle ilgili çok ilginç bir sahne de yaşandı. Bir milletvekilimiz ve valimiz gidip onlara elbiselerini çıkarttırarak, ‘Siz askerliğe layık değilsiniz’ diyerek farklı bir görüntü ortaya koydu. Hak ettiler mi? Bana göre sonuna kadar hak ettiler.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Herkes basını yeri geldiğinde eleştiriyor ama ben şunu söyleyebilirim ki, basın olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Çünkü o gece bir basın mensubunun Sayın Cumhurbaşkanına telefonla ulaşıp, o telefondan gelen sesi canlı yayına vermesi bile gecenin seyrini değiştirdi. Eğer bu yapılmasaydı belki de ne olduğunun farkına varamayacaktık. Bu, bir basın mensubunun yapabileceği en büyük görevlerden biridir.

Bunu ilk etapta Marmaris’teki yerel bir gazetecinin yaptığı söyleniyor ancak kamuoyuna yansıtılamamış. Çünkü dikkat ederseniz, o gece ele geçirilmek istenen yerlerin başında TRT gibi yayın kuruluşları, basın ve medya sektörü geliyordu. Buraları ele geçirmeye çalıştılar, çünkü halka en kolay bu şekilde ulaşabilirlerdi. Siz doğru haberi verdiğiniz zaman, halk da doğru bilgiyle ve doğru akışla hareket eder. Buradaki olay şudur: Kulaktan dolma bilgilerle değil, gazeteci arkadaşlarımızın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekiyordu. Gazeteci zaten görevini bir sorumluluk içinde yapar. Bu mesleği yaptığı için de ‘yalan söyleyeyim’ ya da ‘abartayım’ gibi bir düşünceye kapılmaz. Doğrusu neyse onu yansıtır. Hele bu mesele devlet ve millet meselesi olunca, o gece kimse abartı yapmadı. Gerçek neyse onu verdi. Sonuç itibariyle de kısa sürede bu olay bastırıldı. Bu işe kalkışanlar belki pişman olmuşlardır ama artık iş işten geçti. Cezası neyse onu da çekeceklerini düşünüyorum.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Dediğim gibi, medya olmasaydı insanlar en kolay ulaşabilecekleri kaynağı kaybederdi. Medya, halka en hızlı ve en etkili şekilde ulaşılabilen bir mecra. Hele ki cep telefonlarıyla birlikte artık bilgi çok hızlı yayılıyor. O gece de televizyonda bir cep telefonundan gelen sözlerle tüm Türkiye ayağa kalktı. Bu durum, Türk basınının ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Siz işinizi doğru yaparsanız vatandaş da sizinle beraber olur. Bana göre o gece Türk basını fazlasıyla görevini yaptı. Biz de burada kendi görevimizi yerine getirdik. Hatta 15 Temmuz sonrasında Sakarya medyası olarak meydanlarda başlayan Demokrasi Nöbetleri sürecinde de hep birlikte yer aldık. Bu nöbetlerde Sakarya medyası olarak bir araya gelerek devletimize ve milletimize sahip çıkmanın güzel bir örneğini sergiledik. Bu bizim için çok önemliydi. Basın görevini bana göre 15 Temmuz’da layıkıyla yaptı. Hatta basın sayesinde bugün belki de buradayız. Bunu kimse inkâr edemez. Çünkü Cumhurbaşkanının canlı yayına bağlanıp yaptığı açıklamalarla birlikte biz sokaklara döküldük ve gerçekleri öğrendik. Bunun bir darbe girişimi, bir kalkışma olduğunu o şekilde anladık. Türk milleti böyle şeylere hiçbir zaman izin vermez. Herkes demokrasiden yanadır. Artık darbe gibi olaylar geride kaldı. Demokrasiyle yönetilen ülkemizde halk o gece gerekli cevabı en güzel şekilde vermiştir. 15 Temmuz gibi bir olayın bir daha yaşanmaması için de bu ülkede gerekli tedbirler alınıyor ve alınmaya devam edecektir.