Tüm Tanıklar

Barış Arslan

Batman Çağdaş Gazetesi Yayın Yönetmeni

Sık sık vatandaşlardan telefon alıyorduk, Valiliğin önünde kalabalık bir kitlenin olduğu söylendi. Resmi kurumların haber almaya çalışıyor ama kimseye ulaşamıyorduk.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

Saat 21.00 sıralarıydı. Yarına çıkacak gazetemizi yeni tamamlamıştık ve evdeydim. Ana haber bültenlerini izliyordum. Bazı haber kanallarında İstanbul Boğaz Köprüsü’nün kapatıldığıyla ilgili altyazı geçiyordu. Bazı ajanslarda son dakika bilgisi veriliyordu. Çok geçmeden dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın NTV’ye telefonla bağlantısı olmuştu. Bir kalkışma yaşandığını söylüyordu. Bir askeri darbe olduğu ilk anlarda teyit edilemiyordu ancak ilerleyen saatlerde durum netleşti. Saatler gece yarısını gösterdiğinde ise o sırada izlediğim TRT’de bildiri okununca durumun vahametini anladım. Ülkemizin acı tarihinde ne yazık ki darbeler gerçeği vardı. 80 darbesinde çocukluk dönemimdi ama o acı günleri hem büyüklerimizden hem de birçok kaynaktan okuyarak biliyordum. Yine 28 Şubat postmodern darbesinde yaşananlar tarihimizin karanlık sayfalardandı.

Böyle olunca hem bizden sonraki kuşak hem de çocuklarımız için kaygılandım. Her şeyden önce ülkemizde demokrasinin yeniden askıya alınacak olması bu kaygımın ana nedeniydi. Bu bildiri sonrası çok geçmeden Cumhurbaşkanımız Erdoğan, CNN Türk’e görüntülü bağlandı ve halkı demokrasiyi sahiplenmeye davet etti. O sırada hem demokrasiye sahip çıkmak hem de bir gazeteci olarak alanda olmak görevimdi. Tabi sokağa çıkarak başıma ne geleceğini bilmiyordum. Eşim ve o sırada 5 yaşında olan çocuğuma sarıldıktan sonra dışarı çıktım.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Bilgi kirliliği çoktu ve dönemin Başbakanının telefon bağlantısıyla yaptığı açıklama da çok net değildi. Kalkışmadan söz ediliyordu ama detaylar yoktu. Ancak TRT’de okunan bildiriyle her şey daha netleşti. O saatlerde de sık sık telefonlar alıyorduk ve gelen telefonlarda Batman’da halkın Valilik binası önünde toplandığı yönündeydi. Gelişmeleri yakından takip etmek için yazı işleri müdürümüz ve muhabir arkadaşımızla gazeteye geçerek fotoğraf makinaları ile kameraları aldık. Sonrasında Batman Valiliği’nin önüne geçtik.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Doğru bilgi alamamak en büyük sorundu. Hem telefon şebekeleri iyi çekmiyordu hem de internet bağlantıları çok iyi değildi. Tabi bunun özel sebebi neydi bilemiyorum. Batman’da bilgi kirliliği üst seviyedeydi. Darbeci askerlerin İl Jandarma Komutanlığında girişimde bulunduğu söyleniyordu. (Bu bilgi sonradan resmi kaynaklarca da doğrulandı.) Bazı kesimler ise yine darbeci askerlerin dönemin Valisini alıkoyma girişiminde bulunduğunu öne sürüyordu. Sık sık vatandaşlardan telefon alıyorduk, Valiliğin önünde kalabalık bir kitlenin olduğu söyleniyordu. Oraya varmak için araçla yola çıktık ama trafik nedeniyle aracı yolun ortasında bırakmak zorunda kaldık ve yürüyerek bölgeye geçtik. O sırada karşılaştığımız manzara güzeldi. Batmanlılar demokrasiyi korumak için alandaydı. Dönemin Valisi de meydanda toplanan vatandaşlara hitap ediyordu. Batman’da demokrasi nöbeti çoktan başlamıştı. Sabah namazına kadar Batmanlılar meydandan ayrılmadı.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

Olabildiğince resmi kurumların yöneticilerinden haber almaya çalışıyorduk ama kimseye ulaşamıyorduk. O saatlerde Valilik önündeki alanda gelişmeleri yakından takip ettik. Daha çok televizyon kanallarının yaptığı bağlantılardan gelişmeleri öğrenebiliyorduk. Yerelde bilgi alma ve bilgiyi teyit etme imkânımız yoktu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve zaman zaman da Bakanların TV’lere yaptığı açıklamalar ışığında haber akışını doğrulamaya çalışıyorduk. Ayrıca meydanda toplanan il yöneticilerinden de bilgi alıyorduk.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

Bir yandan sahadaki gelişmeleri almak bir yandan doğru bilgileri paylaşmak ciddi bir meseleydi. Muhabir arkadaşımızın yanı sıra Yazı İşleri Müdürümüz ile sahadaki verileri haber merkezine iletiyorduk. Zaman zaman internet sorunu yaşasak da haberleri sağlıklı geçme imkânımız oldu. Dayanışmamız üst seviyedeydi. Vatandaş meydanda, biz ise doğru haberleri onlara iletmek için demokrasi nöbetindeydik. Darbenin ilk anlarında www.batmancagdas.com sitemizden geçtiğimiz ilk haberimizin başlığı ‘Cuntaya hayır’ oldu.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Darbelerin ülkemize neler kaybettirdiğini biliyordum. Çocukluk yıllarımızda bunları yaşayan bir kuşak olduk. 1960’ta, 80’de de büyük bedeller ödenmişti. 1997’de de (28 Şubat) ülkemizde demokrasi ve hukuk askıya alındı. Türkiye’nin genel olarak tarihine baktığımızda hep acı ve gözyaşı hakim olmuştu. Bizden sonraki kuşakların da aynı acıları ve ülkemizin her açıdan kan kaybetmemesi için kamuoyunu doğru bilgilendirmek o sırada en büyük misyonumuzdu. Bu acı tarihe sahip ve darbenin ülkeye kaybettirdiklerini bilmek yeterliydi. Tabi bunun yanı sıra Cumhurbaşkanının halkı demokrasiyi sahiplenme çağrısı çok kıymetliydi. Hatta buna en büyük kırılma anı da diyebiliriz.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Çok iyi bir sınav verildiği kanısındayım. Ülkeyi yöneten kadroların TV’lere yaptığı canlı bağlantılar ve diğer haber kaynaklarının anlık bilgi paylaşımı darbe girişiminin seyrini değiştirdi. TV’lerin basılmasına rağmen vatandaşlar geri adım atmadı. Hatta haber kaynaklarının binaları önünde vatandaşların nöbet tutması bambaşka bir duyarlılıktı. Basın camiasının seçilmiş iradeye gösterdiği tutum, demokrasi adına sevindiriciydi. Medyanın demokrasiyi savunma duruşu, vatandaşların doğru bilgi almasını sağladı ve demokrasi nöbetlerinin günlerce sürmesinde de büyük bir etken oldu. 

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Bambaşka bir tablo olabileceği kanaatindeyim. Geçmiş darbelere bakıldığında hep gece yarısı insanlar uykudayken gerçekleştirilmişti. Halk haber kaynaklarından yoksun bırakılmıştı. Sadece geçmiş darbelere bakıldığında Türk medyasının çok iyi sınav verdiği ortaya çıkıyor. Hem medyanın hem ülkeyi yöneten kadroların o dönem gazetecilerle olan anlık iletişimleri, günümüzde doğru iletişimin ne kadar önemli olduğunu da gözler önüne seriyor. Dezenformasyonun bütün dünyada ülkeler için bir güvenlik meselesi haline geldiği dönemde Türk medyasının 15 Temmuz’da demokrasiyi seçmesi, söz hakkını seçilmiş iradeye tanıması ülkemizin 30 yılını kaybetmesinin önüne geçti diyebilirim. Geçmişteki darbe ve darbe girişimlerinin ülkemize neler kaybettirdiği ortada. Bu bağlamda medyanın 15 Temmuz’daki hakkını teslim etmek gerek.