Tüm Tanıklar

Coşkun Ergül

Anadolu Ajansı Muhabiri

O gün saat 21.00 civarında Dikmen’de oturduğum evde, savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığını görünce “Neler oluyor?” diye pencerelere koştuk.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

O gün saat 21.00 civarında Dikmen’de oturduğum evde, savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığını görünce “Neler oluyor?” diye pencerelere koştuk. İlk önce, “Herhalde tatbikat var, ondan uçuyorlardır” diye düşündüm, darbe hiç aklıma bile gelmedi. Fakat uçuşlar devam edince bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başladım. Ne olduğunu anlamak için haber kaynaklarımı aradım. Anadolu Ajansı Meclis büromuzun WhatsApp grubundan Meclise (TBMM) geçmemiz söylenince AK Parti Grup Başkanvekillerini aradım. Konuştuğum birkaç kişi ilk önce, ne olduğunu kendilerinin de anlamadığını söylediler. Ancak yaptığım sonraki görüşmelerden sonra, bunun darbe girişimi olduğunu anlayınca, Meclise geçmeye karar verdim ve arabamla yola çıktım.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Arabamla Dikmen Caddesi’ne çıkıp polisleri görünce durumun ciddiyetini anladım. Polisler, Genelkurmay kavşağında çatışma olduğunu söyleyerek, Dikmen’den aşağıya Meclise doğru gitmeme izin vermediler. Bir süre bekledikten sonra tekrar yola çıktım ve Meclisin Dikmen Kapısı’na geldim. Arabamı yolun kenarına park ederek, Genelkurmay kavşağında çatışma devam ettiği için polis noktasına doğru koştum. Polisler, Milletvekilleri dışında kimseyi içeri alamayacaklarını söylediler. Ben de bunun üzerine dönemin AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İnceöz’ü aradım ve durumu aktardım. İnceöz’ün girişimleri sonucu da bir süre sonra eğilerek ve koşarak Ana Bina’ya girdim. Sadece milletvekillerinin girebildiği Genel Kurul Salonu’na adım atınca ve darbeye tepkilerini ortaya koymak, milli iradeye sahip çıkmak için oraya gelen milletvekillerini salonda görünce aklıma gelen ilk düşünce, Meclis Büro’dan gazeteci arkadaşım Atakan Çelik ile birlikte bu darbe girişimini ülkeye ve dünyaya bir an önce duyurmaktı. Çünkü Türkiye’nin artık darbelerle anılmaması için bu darbe girişiminin başarısız olması gerekiyordu. Bunun için de Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla milletin sokaklara çıkmasının ardından, milletin vekili olan milletvekillerinin Meclislerine sahip çıktığının da bilinmesi önemliydi. Bunun için de Genel Kurul Salonu’nda bulunan biz gazetecilere önemli bir görev düşüyordu. Atakan Çelik’le birlikte çektiğimiz fotoğraflar ve görüntüler ile yazdığımız haberleri hemen AA Haber Merkezine geçtik, iktidarı ve muhalefetiyle birlikte salonda bulunan tüm milletvekillerinin darbeye karşı nasıl dik durduğunu bütün ülkeye duyurmaya çalıştık.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Evet, 15 Temmuz gecesi zorluklar vardı ama o gece zorluğun ötesinde; sadece ve sadece, Meclis’te olup biten her şeyi, Genel Kurul Salonu’ndaki konuşmaları, bombalar darbeci pilotlar tarafından salonun hemen yakınına atıldığında; içeride bulunan, başta dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman olmak üzere bütün milletvekillerinin güvenlik görevlilerinin uyarılarına rağmen, “Öleceksek burada öleceğiz, sığınağa inmeyeceğiz” nidalarını, bombalara karşı tepkilerini ortaya koydukları alkışlarını, salondan ayrılmak istememelerini haberler, fotoğraflar ve görüntüler ile haber merkezine geçmenin heyecanı vardı.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

Darbe girişiminin olduğu saatlerde ben de milletvekilleri ile birlikte önce TBMM Genel Kurul Salonu’nda, ardından da sığınakta bulunduğum için haberleri doğrulatmak gibi bir zorluk yaşamadım. Atakan Çelik ile birlikte o gece Mecliste yaşanan her şeyi, yaptığımız bütün röportajları, konuşmaları, sığınağa nasıl inildiğini, oranın zorlu atmosferini, darbeciler Meclis bahçesine helikopterle asker indirmeye çalışırken fedakâr Meclis polislerinin onlarla girdiği çatışma anlarını, kısaca o gece Mecliste olup biten her şeyi haber merkezine hızlı bir şekilde aktarmanın gayreti ve çabası içerisinde olduk.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

O gece Atakan arkadaşımla birlikte Mecliste dayanışmanın ötesinde adeta kader birliği yaptık. Dışarıda neler olup bittiğini tam olarak bilemeden, salonda ve sığınakta yaşananları haberlerimizle, görüntülerimizle Ajansa geçerken ki yaşadığım duygularımı, aradan 10 yıl geçmesine rağmen hala hissedebiliyorum.  O gece Atakan ile sadece kader birliği yapmadık, helalleştik de… Darbecilerin helikopterle bahçeye asker indirmeye çalıştığını öğrenince, “Buraya kadarmış” dedik ve helalleştik. O sırada, Meclis polisleri sığınaktan çıkarak darbeci askerlerle çatışıyordu. Darbeciler silahları ile birlikte sığınağa inseydi, neler olabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek… Sığınakta duvarın dibinde oturduğumuz o anlarda, benim Atakan’a söylediğim, “Bana bir şey olursa, eşimi ve çocuğumu çok sevdiğimi söylersin, hakkını helal et”; aynı şekilde onun da bana söylediği, “Bana da bir şey olursa eşimi ve çocuklarımı çok sevdiğimi söylersin, hakkını helal et” cümleleri ve birbirimize sarılmamız hala taptaze hafızamda…

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

O gece eşimin İzmir’den gelen iki teyzesi de bizde idi. Yaşları itibariyle 1960 ve 1980 darbeleri ile 1971 muhtırasını yaşadıkları, o darbelerde birçok vatandaşımızın öldüğünü veya yaralandığını bildikleri için o gece de neler olabileceğini, yaşanabileceğini tahmin edebiliyorlardı. 15 Temmuz gecesi yaptığım görüşmelerden sonra bunun darbe girişimi olduğunu anlayıp Meclise gitmeye karar verince; eşim ve her iki teyze, dışarıda durumun çok kötü olduğunu söyleyerek, gitmemem gerektiği yönünde telkinlerde bulundular. En son kapıdan çıkarken büyük teyze, “Gitme oğlum, ölürsün” sözleri ile beni vazgeçirmeye çalışırken, ben kapıdan dışarı attım kendimi.  Evet, o gece can güvenliğimi ikinci plana atmamı sağlayan temel motivasyon, gazeteciliğe başladığım ilk günden beri hissettiğim habercilik refleksi idi. 11 yıl boyunca Ajanstaki arkadaşlarımla birlikte çoğu zaman komisyonda veya Genel Kurul’da sabahladığımız Mecliste, o gece de olmam gerekiyordu. Darbeye karşı duran basının bir sesi de benim olmam gerekiyordu. Darbeye karşı duran milletvekillerinin de sesi olmam gerekiyordu.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Başta Anadolu Ajansı olmak üzere, basınımızın 15 Temmuz gecesi hep birlikte sergilediği ortak duruş ve tavır önemlidir. Cumhurbaşkanımızın halkı sokağa çıkma çağrısını duyurarak, darbe girişiminin seyrini milletin lehine çevirmiştir. Eğer o gece basın susturulsaydı veya haber merkezleri darbeciler tarafından ele geçirilip tek taraflı onların lehinde yayın yapma imkânı sağlansaydı, bu kadar kısa sürede darbecilere karşı konulamazdı. Cumhurbaşkanımızın sokağa çıkma çağrısı darbeye karşı tek vücut olan basın tarafından hemen verilmiş; sokaklarda ve caddelerde milleti karşılarında gören darbecilerin şok yaşamasına ve darbe girişiminin püskürtülmesine neden olmuştur.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

15 Temmuz gecesi, Türk basını sınavı “yıldızlı pekiyi” derecesi ile geçmiştir ve bu dereceyi de sonuna kadar hak etmiştir. Bir darbe girişimi karşısında, Dünya basınına örnek olabilecek ortak dayanışmayı sergilemiştir. Gazetesi, televizyonu ve internet medyasıyla, Türk basınının tek bir tanesi bile darbecilerin yanında olmamış ve ülkenin kaderini olumsuz yönde değiştirebilecek, ülke ekonomisini çökertebilecek, ülkeyi on yıllar boyunca geriye götürebilecek bir darbe girişiminin karşısında dimdik durmuştur. Medya susturulsaydı; milletimiz, kendisini sokağa davet eden Cumhurbaşkanımızın çağrısını duymayacaktı, bilmeyecekti; kendisinin vekili olan milletvekillerinin milli iradeye sahip çıkmak için bombaların yağdırıldığı Meclise koşarak gittiğini, sığınakta darbe girişiminin sonucunu bile bilmeden iktidar-muhalefet ayırımı olmaksızın AK Parti, CHP ve MHP milletvekillerinin “darbeye karşı” bildirisini nasıl yazdığını bilmeyecekti.