Tüm Tanıklar

Ekrem Ürdüç

Medyabar Editörü

O an şunu çok net anladım; milletimizin feraseti ve duruşu sayesinde hiçbir karanlık güç bizi yıkamaz. Biz bir millet olarak dimdik ayaktayız.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

“Sakarya’da yaklaşık 30 yıldır yerel gazetecilik yapıyorum. Hain ellerin üzerimize uzandığı o kara günde, 15 Temmuz’da da aktif olarak görevimin başındaydım. 15 Temmuz gecesini hiçbir zaman unutamıyorum. Çocuklarımıza ve gelecek nesillere bunları aktarabilmek için hafızamızı diri tutmak zorundayız. O geceyi nasıl yaşadığımızı anlatacak olursam, her şey bu meydanda yaşandı. Fitilin ateşlendiği yer burasıydı. 16 Temmuz’da Sakarya’ya bir bakan gelecekti. O bakanın programını ayarlamak için iş yerinde mesai arkadaşlarımla bir toplantı yaptık. Görev dağılımını oluşturduk ve ertesi günün hazırlıklarına başlamıştık. Akşam saat 18.00-19.00 civarında eve gittim. Yemek yediğim sırada Çark Caddesi’nde bir esnaf arkadaşımız beni aradı. Bana orada bir askeri hareketlilik olduğunu söyledi. Sürekli askeri araçların kışladan çıkış yaptığını ifade etti.

O an açıkçası aklımıza böyle bir şey gelmedi. Sanki bir tatbikat varmış gibi yorumladım ve normal karşılamaya çalıştım. Ancak yine de araştırmamız gerektiğini söyledim. Tabii bu tek telefonla kalmadı. Birkaç esnaf arkadaşım ve oradan geçen vatandaşlar da arayınca, ‘Bu şehirde bir şeyler oluyor’ diye düşünmeye başladım. Hemen gazeteciliğin verdiği refleksle ekipmanlarımı alıp evden çıktım ve Çark Caddesi’ne, yani kışlanın bulunduğu noktaya doğru hareket ettim.

Şehir merkezinde Yeni Cami mevkiine geldiğimde iş yerimizin aracının gelip beni almasını istedim. Araç geldi ve beni aldı. Ardından şehirde bir tur atmaya çalıştık. Ancak insanların endişesi, korkusu ve kaygısı her halinden belliydi. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. İnsanlar birbirine sürekli ‘Ne oluyor?’ diye soruyordu. Bu sırada telefonlarım da hiç susmuyordu. Sürekli arayanlar vardı. İstanbul’da, eski adıyla Boğaziçi Köprüsü olan ve şu an 15 Temmuz Köprüsü olarak bilinen noktada da bir hareketlilik olduğunu haberlerden izliyordum.

Çark Caddesi’ne ulaştığımda çok büyük bir kalabalıkla karşılaştım. Trafik tam anlamıyla keşmekeşti. Ters yönden gidenler, düz yoldan ilerleyemeyenler, kaza yapanlar… İnsanların yürüyerek meydana doğru geldiğini gördüm. O esnada ulusal basını da sürekli takip ediyordum. Yaşanan gelişmeleri anlık olarak süzgecimden geçiriyor, doğru bilgiyi ayıklamaya çalışıyordum. Ancak hâlâ ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Meydana geldiğimde insanların toplandığını ve bir araya geldiğini görünce irkildim. ‘Neler oluyor?’ diye düşündüm. Meydanda insanların tekbir sesleriyle toplanmaya başladığını duydum. O esnada herkesin ağzında ‘ihtilal oluyor’ sözü vardı. Ancak ben bunu doğrulatmadan paylaşamazdım. Çünkü gazetecilikte bilgi teyide muhtaçtır. Bir yandan bilgi almaya çalışıyor, bir yandan da olayın ne olduğunu çözmeye çalışıyordum. Bu meydana ilk gelen isim ise dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu oldu. Kendisini meydanın hemen arka tarafında, bir ağacın dibinde otururken gördüm. Hemen yanına gittim ve neler olduğunu kendi ağzından duymak için soru sordum. Bana bunun bir kalkışma olduğunu söyledi. Askerlerin başta valilik binası olmak üzere belediye binalarına doğru hareket ettiğini, o şanlı üniformayı giymiş hainlerin şehirde harekete geçtiğini ifade etti. Ayrıca kesinlikle meydandan ayrılmayacağını, gerekirse burada öleceğini söyledi. Ondan sonra şehrin diğer protokol mensupları ve milletvekilleri başta olmak üzere tüm sivil erkân meydana akın etti. Meydanda tekbir sesleri yükseldi, milletin birleşmesi için çağrılar yapıldı. Akabinde meydan bir anda doldu taştı. Biz de artık olayın tam merkezinde, gelişmeleri anlık şekilde takip etmeye başladık” dedi.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Ekrem Ürdüç, “En büyük zorluk bilgi kirliliğiydi. Bilgiyi sağlıklı bir şekilde alamıyordum. Ulaşabileceğim doğru kaynaklar yoktu. İnsanlar da sürekli size bir şeyler soruyor, çünkü gazeteci olduğunuzu biliyorlar. O akşam burada aklıselim bir ortam yoktu. Sağduyu çağrısı yapan da pek yoktu. İnsanlar ne yapacağını şaşırmış haldeydi. Bağıranlar, çağıranlar, tekbir getirenler vardı. Ateş edenler, havaya sıkanlar da oluyordu. Böyle bir karmaşanın içinde hem olayları anlamaya çalışıyor hem de mesleğinizi yapmaya çalışıyorsunuz. Her an bir yerden kurşun gelebilir, hedef olabilirsiniz. Her an bir otomobil kazası yaşanabilir. Bir tartışmanın ortasında kalabilirsiniz. Ancak her şeye rağmen görevimizi, insanları aydınlatma bilinciyle ve gazetecilik refleksiyle yerine getirmeye çalıştık. Bu süreçte iş yerimdeki arkadaşlarımla irtibata geçtim. Tek bir kanal üzerinden iletişim sağlamak için koordinasyon oluşturduk. Haber akışı, fotoğraf akışı ve bilgi akışını bu koordinasyon üzerinden yürütmeye karar verdik. Aynı zamanda meydandaki hareketlilik devam ederken Sakarya Valiliği önündeki arkadaşlarımızdan da bilgi alarak merkezimize aktardık. Amacımız, ne pahasına olursa olsun bu bilgileri halkımıza ulaştırmaktı. Hatta yolda iş yerime giderken, buradan aldığım bilgileri merkeze ulaştırmaya çalışırken bir sözle karşılaştım ve bu beni çok etkilemişti. Bana, ‘Askerler, o hainler, her yeri basıyorlar. Basın kuruluşlarını da basıyorlar. Belki sizin orayı da basacaklar. Hiç korkmuyor musun gitmeye?’ dediler. Ben de ‘Hayır’ dedim. Çünkü o akşam bizim görevimiz buydu. İnsanlara olup biteni anlatmak ve bu sürecin engellenmesine katkı sunmaktı. O gece bu görev bilinciyle çalıştım. Yine olsa yine yaparım” diye konuştu.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi

Ekrem Ürdüç, “Temel motivasyon kaynağım öncelikle vatan bilinciydi. O gece yaşananları gördükçe, vatan şuurunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık. Saatler ilerledikçe Cumhurbaşkanımızın yaptığı o meşhur çağrı ve camilerden yükselen selalarla birlikte biz de artık görev bilincine tam anlamıyla ulaştık. Ortada açıkça bir hainlik ve bir kalkışma vardı. Bunu engellemek için gerekirse canım pahasına mücadele etmeye hazırdım. Mesai arkadaşlarım da aynı bilinçle hareket etti. Hep birlikte o gece görevimizi bu sorumluluk duygusuyla yerine getirmeye çalıştık” şeklinde konuştu.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Ekrem Ürdüç, “Çok iyi ve çok olumlu etkiledi. Eğer Cumhurbaşkanımızın o meşhur çağrısı olmasaydı, halkımız ne olduğunu tam olarak anlayamadan maalesef o kara geceyi yaşayacaktı. Belki de şu anda hâlâ toparlanamayan ve sürekli geriye giden bir ülke haline gelmiş olacaktık. Ancak Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla birlikte biz de basın olarak görevimizi en iyi şekilde yaptığımıza inanıyorum. Halkı bilinçlendirme noktasında üzerimize düşeni yerine getirdik. Günlerce bu meydanlarda tutulan demokrasi nöbetlerinde de hem dünyaya hem de bu hainlere güçlü bir mesaj verdik. Yine olsa yine yaparız diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Ekrem Ürdüç, “Öncelikle medya susturulamaz. Medyayı ne kadar susturabilirsiniz ki? Türkiye’nin haber çarkını döndüren ve bilgi akışını sağlayan en önemli yapı her zaman yerel medyadır. Yerel medya olmazsa ulusal medyada da bu döngü sağlıklı şekilde işlemez.

Ulusal medyayı belki bir nebze susturabilirsiniz ama yerel medyayı ne kadar susturabilirsiniz? Bu nedenle yerel medya çok önemlidir. Ben her zaman yerel basını önemsemişimdir ve asla susturulamayacağına inanıyorum. Eğer medya susturulsaydı ne olurdu? Çok karanlık günler başlardı. Allah buna izin vermedi. Milletimizin feraseti buna geçit vermedi. Bu nedenle Sakarya basını ve ülke basını 15 Temmuz gecesi çok iyi bir demokrasi sınavı verdi. Bu bilinç, gelecek kuşaklara bırakabileceğimiz en güzel miras oldu. Aynı zamanda bu mesleği ileride sürdürecek genç gazeteci arkadaşlarımız için de önemli bir motivasyon kaynağıdır. O yüzden ben diyorum ki, basın susturulamaz” dedi.

Unutamadığı bir anısını paylaşan Ekrem Ürdüç, “Unutamayacağım bir anı var. O gece bu meydanda görev yaparken her tarafta kargaşa ve kaos yaşanıyordu. Dönemin Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, Sakarya Valiliği’nde bir kalkışma olduğunu ve merkezin orası olduğunu ilan etti. Ardından meydanın sağ tarafına otobüslerin gelmesini istedi. Otobüsler geldiğinde insanlar tekbir sesleriyle otobüslere binerek valiliğe doğru hareket etti. Amaçları, oradaki kalkışmanın bastırılmasına destek olmak, tepkilerini göstermek ve o girişimi engellemekti. Otobüsler çok kalabalık olduğu için binemeyen insanlar da oldu. Hatta bazıları kapıda kaldı ve otobüsler kapıları açık şekilde hareket etti. O görüntüleri asla unutamıyorum. O an şunu çok net anladım; milletimizin feraseti ve duruşu sayesinde hiçbir karanlık güç bizi yıkamaz. Biz bir millet olarak dimdik ayaktayız. 15 Temmuz, bizim için adeta demokrasinin dönüm noktası oldu. Bundan sonra meraklısı olan varsa buyursun gelsin; biz demokrasi nöbetlerimize devam ediyoruz. Allah bir daha böyle bir gece yaşatmasın. Bu vesileyle 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum. Gazilerimiz baş tacımızdır. Onlara da sağlık ve Allah’tan şifa diliyorum. Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin” diye konuştu.