İbrahim Okumamış
Antalya Lider Gazetesi YazarıAslında her şey normal görünüyordu. Ancak bana gelen bir iki telefon sonrası ve televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler beni şaşkına çevirdi.
Öncelikle 15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?
15 Temmuz 2016’da Antalya’da Sabah Gazetesi Akdeniz Bölge Temsilcisi olarak görev yapıyordum. O gün normal mesaimiz saat 18.30 gibi bitti.
Ekibimizle birlikte hazırladığımız Sabah gazetesinin Akdeniz ekini Havaalanı yolu üzerindeki tesislerimizdeki matbaamıza baskı için gönderdik.
Bu işlemden sonra Yazı İşleri Müdürü arkadaşımız Talip Yümsel, 16 Temmuz akşamı Antalya’da oynanacak olan Dünya Karması-Türkiye karması futbol maçı için düzenlenen gala gecesi için Regnum Carya Otel’e gitmişti. Veya biz öyle anladık.
O tarihte Antalyaspor’da oynayan ünlü futbolcu Kamerunlu Samuel Eto’o’nun organizasyonu ile düzenlenecek olan bu maçta bir tarafta dünya karması diğer tarafta ise Fatih Terim’in yöneteceği Türkiye karması Afrikalı çocuklar yararına maç yapacaktı.

Ben mesai arkadaşlarım işimiz bittiği için evimizin yolunu tutmuştuk. Eve gittiğimde her şey normal, hayat olağan akışındaydı.
Dünya karmasın yer alan yıldızların çoğu 15 Temmuz günü öğleden sonra Antalya’ya gelmişti. Bunlar arasında Brezilyalı Neymar da Silva Santos, Fildişi Sahili’nden Didier Drogba, İspanyol Andres Iniesta ve Carles Puyol gibi hepsi de dünya çapında olan futbolcular vardı.
Her şey normal bir görünümdeydi. Havaalanında konuklarını karşılayan Eto’o, burada gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu maçın yıldızı Messi ya da Hazard olmayacaktır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olacaktır. Bu bir organizasyon değil. Önemli olan Cumhurbaşkanı’nın oynaması ve gol atması” demişti.
Ki Eto’o nun bu açıklaması, Erdoğan’ın da ertesi gün yani 16 Temmuz’da sahaya çıkması yönünde bir hazırlığın olduğunu göstermişti.
Ancak geçen zaman içerisinde otelde, gala gecesinde bulunan arkadaşımız Talip Yümsel beni telefonla arayarak, “Burada tuhaf bir durum var. Herkes bir yerlere telefon açıyor. Sanırım gece iptal olacak. Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Aslında her şey normal görünüyordu. Ancak bana gelen bir iki telefon sonrası ve televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler beni şaşkına çevirdi. Saatler 21.30 civarıydı.
Ben bağlı olduğumuz o dönem ki rahmetli Sabah Gazetesi Haberler Koordinatörü ve Bölge Ekleri Sorumlusu Şaban Arslan’ı telefonla arayarak durum teatisi yaptım. Daha sonra gazeteye gitmeye karar verdim.
Telefonla Sabah Akdeniz Editörü Murat Özgen’i arayarak tesisleri gitmemiz gerektiğini söyledim. Aracı ile gelip beni aldı. Ben bu sırada muhabirimiz Erdoğan Öztürk’ü arayarak saha çıkmasını söyledim.
Murat Özgen gelip beni aldıktan sonra gazeteye doğru yola çıktık. Tam Altınova Kavşağını geçip Altınova Polis Merkezi önüne geldiğimizde 2 polis aracımızı durdurdu. Kimliklerimizi ve basın kartlarımızı gösterip Sabah Gazetesi personeli olduğumuzu beyan ettik. İşte bizim için Kalkışma (Darbe) girişimi bu noktada başlamıştı.
Çünkü bizi durduran polislerden biri geçmemize izin verdi. Yaklaşık 25 metre gitmişken arkamızdan bir el feneri ile diğer polis bize selektör yaparak geri çağırdı. Önce ne olduğunu anlamadık. Sonra o polis memuru bize, “Bundan sonra sizin devriniz bitecek. Hadi şimdi yürüyün gidin” dedi. Şaşırdık ve ne diyeceğimizi bilemedik. Yolumuza devam ettik. 5 dakika sonra tesislerimize vardık.
Bu sırada Sabah Gazetesi Antalya Matbaa Müdürü Ufuk Hızır ile telefonda görüşerek durum değerlendirmesi yaptık. Bir süre sonra kendisi de tesislere geldi. Tabi bu sırada İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü’nün tatbikat gerekçesi ile askerler tarafından kesildiğini öğrendik.
Ufuk Bey tesislere gelir gelmez Genel Merkez’in talimatı ile güvenlik görevlilerin uzun namlulu silahlarını dolaptan çıkartıp, her birini bir köşede nöbete göndererek tedbir aldı.
Saatler 21.30’u gösterdiğinde darbecilerin Genelkurmay Karargâhından içeri girdiğini öğrendik ve durumun önemini, ciddiyetini o zaman daha iyi anladık.
Ben bu sırada gala gecesi için otelde bulunan Talip Yümsel ile telefonla tekrar irtibata geçerek yaşananları anlattım. O da, oteldeki hareketliliğin arttığını ve davetlilerin oteli terk etmeye başladığını belirtti. Kendisi de otelden çıkış yaparak tesislere geldi.
Darbe girişiminin patlak verdiği duyulunca oteldeki yıldızların hepsi gece havaalanına koşarak kendilerini getiren özel jetlerle Türkiye’yi terk etmeye başlamış, Messi de Antalya programını iptal etmişti. Aldığımız bilgiler yıldızların ülkelerine dönmeye başladığını teyit etti.
Saatler ilerledikçe Antalya’daki hareketlilik de başlamıştı. Dönemin Valisi Münir Karaloğlu’nun bütün ilgilileri konutunda toplamış talimatlar yağdırdığını muhabirimiz Erdoğan Öztürk vasıtası ile öğrendik. Jandarma Komutanlığı ve 3. Piyade Er Eğitim Tugayı önüne kamyonlar çekilmişti bile.
Daha sonra Cumhurbaşkanının çağrısına uyan Antalyalılar sokaklara dökülmüş ve Güllük Caddesi’nden Cumhuriyet Meydanı’na doğru yürüyüşe geçilmişti. Bunların içinde Milletvekili Gökçen Özdoğan Enç’te vardı ve grubun en önünde yer aldığını gelen fotoğraflardan gördük.
Samuel Eto’o Vakfının 10. kuruluş yılı etkinliği nedeniyle Antalya Stadı’nda Afrikalı çocuklara yardım için oynanması planlanan maç, darbe girişimi nedeniyle iptal edildi.
İlerleyen zamanlar içinde darbe girişimine kalkışanların o dönem Fetullahçılar olarak bilinen kişilerin planladığı ortaya çıkmıştı. Bu yapılanmanın Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olduğu ilan edilmişti.
Ben ve Sabah Akdeniz Ekibi bu günden yani 15 Temmuz 2016 gecesinden sonraki gelişmeleri tek tek yakından takip etti.
Darbe girişiminin yaşandığı gece ben ve Murat Özgen’i Altınova Polis Merkezi’nde önünde durdurup geri çağıran polisle ilgili ayrıntıları dönemin Antalya Emniyet Müdürü Cemil Tonbul’a anlatmıştım. Daha sonraki günlerde o polisin FETÖ üyeliğinden ihraç edildiğini duydum.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesinden sonra Antalya’ya gelip Eto’o Vakfı’nın Afrikalı çocuklar yararına düzenlediği ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da sahada yer alacağı maç maalesef gerçekleşemedi. Darbe girişiminin yankıları dünya basınına, ilk gece Antalya ayağından bu olayla yansımış oldu.
Sabah Gazetesi Antalya Bölge Temsilciliği olarak darbe girişimiyle ilgili birçok habere imza attık. Benim açımdan önemli haberlerden biri de FETÖ’nün Antalya İmamı olarak bilinen Hasan Tarık Şen’in bir lisenin çatısında çıkan lüks evi idi.
Firar eden Avukat Hasan Tarık Şen’in evinin 15 Temmuz sonrası da kapatılan Toros Yağmur Koleji’nde yer aldığı ortaya çıkmıştı. Okulun üst katındaki 2 jakuzili, saunalı, yüzme havuzu ve spor sahası olan gizli eve ilk olarak SABAH gazetesinden ben girmiştim.
Konuttaki gizem adeta filmlere konu olacak cinstendi. Okulun içinden sadece asansörle ulaşımın olduğu konut katına, özel bir çip okutularak çıkılabiliyordu. Konut bölümü, 3+1, 2+1 ve 1+1 olmak üzere 3 ayrı daireden oluşuyordu. Okulun üçüncü katında yer alan konut alanının terası bölümünde bir de bahçe oluşturulmuş, bahçede yüzme havuzu ve kapalı barbekü alanı da yer alıyordu.
Eve girişinde ‘Bayan öğretmen tuvaleti’ içinde yer alan ve mescit görünümlü çekyatların bulunduğu odadan gizli bir kapıya ulaşılıyordu. Bu odadan da yangın merdiveni kullanılarak havuzun yer aldığı bahçeye direkt geçilebiliyordu.
Okuldaki 4 ayrı gizli bölmeden geçişlerin yapılabildiği konutlar için yangın merdiveni bile gizli giriş-çıkışa çevrilmişti. Konut bölümünde kıyafet dolapları arasında içi boşaltılmış gizli bir çelik kasa tespit edildi. O dönem polisin yaptığı baskında konut bölümünün depo bölümüne hardiskleri ve cd sürücüleri çıkartılmış, bilgisayar kasaları bulunmuştu.
Gelelim sizin sorularınıza. Bazılarına sanırım yukarıdaki satırlar içinde cevap vermiş oldum. Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğimi hiç düşünmedim. Çünkü kamuoyunu en doğru haberlerle bilgilendirme sorumluluğunu üstlenip gazetecilik görevimizi yerine getirmek istedik. Bunu yaparken sahadan gelen bir habercinin refleksi ile hareket ettim. Yıllarca sahada muhabir olarak çalışmam, bana bu özgüveni sağladı.
Bana göre Türk basını 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş ile darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini terör örgütünün isteğinin tam aksine devletin yanında yer alarak gösterdi. Yapılan canlı yayınlar ve ertesi gün okuyuculara ulaştırılan gazeteler darbecilerin emellerine ulaşmasının önüne geçen en önemli unsurlardan biri oldu.
Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyası sınavı bir kaç terör destekçisi yayın hariç, geçtiğini düşünüyorum. Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı Cumhurbaşkanın sesi canlı yayında halka ulaştırılmamış olacak ve halkın sokağa çıkıp demokrasiye sahip çıkması mümkün olmayacaktı. Türk medyası o gece tam manasıyla görevini yerine getirdi. Hala da birçok medya kuruluşu aynı çizgisini devam ettirmekte.



