Tüm Tanıklar

Neslihan Yalçın

Mersin Çukurova Gazetesi İmtiyaz Sahibi

Türk basınının bu sınavı kesinlikle başarıyla geçtiğini düşünüyorum. Çünkü basının dik duruşu sayesinde hainlerin cesareti kırıldı ve amaçlarına ulaşamadılar.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 15 Temmuz tarihinde hangi görevi yapıyordunuz? Şu anki göreviniz nedir?

Ben Neslihan Yalçın, Çukurova Gazetesi imtiyaz sahibiyim. 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesinde gazetemizin başındaydım, halen de aynı görevimi aktif olarak sürdürmekteyim.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini ilk olarak saat kaçta, nerede ve nasıl aldınız? Haberi aldığınızdaki ilk tepkiniz ne oldu, neler hissettiniz?

15 Temmuz Cuma, bizim için rutin günlerden bir tanesiydi. Ancak saat 19.00 sularında Ankara’dan bir arkadaşımla telefon görüşmesi yaptığım sırada, arka planda jetlerin süratli ve alçak uçuş yaptığını fark ettim; jetlerin sesleri telefona dahi geliyordu. Bu olağanüstü görüşmeden sonra, saat 19.30 sularında sosyal medyada sanki bir terör olayı varmış gibi bir takım haberler akmaya başladı. Saat 20.00 sularında eve geldiğimde haber kanallarını açtım; İstanbul Boğaz Köprüsü’nün bir yakasının trafiğe kapatıldığı haberleri düşüyordu. Ben hala olayın bir terör saldırısı olduğu mantığındaydım fakat anlam veremediğim bir şey vardı. Trafik bir yönden akıyor, diğer tarafı ise kapatılmıştı. Bu durum pek akla yatkın gelmedi. Tabii mesleğimiz gereği, duyduğumuz olaylara her zaman şüpheci yaklaşıyorduk. Sonrasında birkaç telefon görüşmesi daha yaptım ama hiçbir şekilde net bir bilgi yoktu. Saat 21.00 sularını biraz geçe, bunun bir darbe girişimi olduğu düşüncesi yoğunlaşınca acilen ofiste toplanma kararı aldık.

Durumun ciddiyetini kavradığınız an hangisiydi? Harekete geçip haber merkezine veya sahaya yöneldiğinizde aklınızdaki ilk düşünce neydi?

Saat 21.30 sularında gazete binasında, ofiste toplanmak üzere yola çıktığımızda; giderken yol üstündeki Valilik Binası’na ve Emniyet Müdürlüğü’ne uğradık. Çevrede derin bir sessizlik vardı ve kimseden net bir bilgi alamıyorduk. Herkes oldukça endişeli ve kaygılıydı. Haber merkezinde çalışan arkadaşlarımla birlikte şehrin ana caddelerinde dolaştık. Petrol istasyonları ve marketler oldukça kalabalıktı. İnsanlar sanki temel ihtiyaçlarını stoklamaya çalışıyordu. ATM’lerin önünde de uzun kuyruklar vardı. Tabii hala hiçbir şey tam anlamıyla netleşmemişti. Bu endişe ve kaygı verici durumu netleştirmek, gelişmeleri doğru takip etmek için ofiste arkadaşlarla bir araya geldik.

O gece görev yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

O gece görev yaparken en çok zorlandığımız konu, teyit edilmiş doğru bilgilere ulaşamamaktı. Tabii ki bu durum hayati bir önem taşıyordu; çünkü yapacağımız yayınların ve haberlerin mutlak surette doğrulanmış bilgilere dayanması gerekiyordu. Uzunca bir bekleyiş sürecinin içerisine girdik. Yoğun telefon trafiklerimiz başladı. İkili ilişkilerimizi gözden geçiriyor ve kaynaklarımızdan bilgi almaya çalışıyorduk ama gelen her istihbarata biraz daha temkinli yaklaşıyorduk. Çünkü ne olduğunu tam olarak biz de henüz kavrayamamıştık.

Bilgi kirliliğinin ve kaosun en yoğun olduğu o saatlerde, haber akışını doğrularken ve vatandaşa ulaştırırken nasıl bir yol izlediniz?

Ortada çok fazla bilgi kirliliği vardı ve sosyal medya teyit edilmemiş iddialarla doluydu. Bizler her seferinde haber kaynaklarımıza ulaşıp bu iddiaların teyidini yapmaya çalışıyorduk ve çoğunun doğru olmadığı tarafımıza iletiliyordu. Biz de aldığımız bu resmi doğrulamalar neticesinde, şehir içerisinde herhangi bir sorun olmadığını, halkımızın sakin olması gerektiğini “Son Dakika” gelişmeleriyle anında kamuoyuyla paylaşıyorduk.

Haber merkezindeki veya sahadaki çalışma arkadaşlarınızla o geceki dayanışmanızı nasıl anlatırsınız?

Öncelikle, ülkemizde yeniden bir darbe olabileceğine hiç ihtimal vermemiştik. Fakat yaygın basının ekranlara taşıdığı Ankara sokaklarındaki ve İstanbul’daki halkın panzerlere, tanklara karşı olan o kahramanca direnişi bize büyük bir güç veriyordu. Bu yüzden hainlerin asla emellerine ulaşamayacaklarını çok ama çok iyi biliyorduk. Zaten Anadolu basını, Mersin yerelinde de son derece duyarlı ve milli hassasiyetleri olan bir meslek grubunu temsil ediyor. Bu anlamda meslektaşlarımızla ve arkadaşlarımızla hiç zorluk çekmedik, her an iletişim halindeydik. Dezenformasyona fırsat vermeyecek şekilde sağduyulu yayınlar yapmaya çalıştık ve şeffaflığı hiçbir zaman elden bırakmadık. Tabii bütün bunları söylerken Mersin’de de olağanüstü olaylar elbette oluyordu. Özellikle Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı’nın valiliğe karşı birtakım cuntacı hazırlıklar içinde olduğu haberi geldi. Sabah saatlerine kadar emniyet güçlerimiz kontrolü elden bırakmadı. Akdeniz Bölge Komutanlığına jandarmanın o bölümüne müdahale etmek için tetikte beklendi ve nitekim sabah saatlerinde Akdeniz Bölge Komutanı teslim oldu.

Bir gazeteci olarak o gece kendi can güvenliğinizi ikinci plana atıp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmenizi sağlayan temel motivasyon neydi?

Şöyle ki; 1980 askeri darbesine çocuk denecek yaşta da olsam dışarıda şahit olmuştum ve tanık olduğum o olaylar hafızamda derin yer edinmişti. Yani o gece reflekslerim, sadece okuduğum kitaplardan veya kaynaklardan değil, bizzat o çocukluk tecrübelerimden güç aldı. İçimizde korku ya da endişeye dair hiçbir şey hissetmeden; bu devletin, bu vatanın bölünmeyeceğini ve bizlerin çok ama çok güçlü olduğunu çok yüksek bir maneviyatla hissettik. İçimizde hiç ama hiç korku yoktu. Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın FaceTime üzerinden halka seslenişi inanılmaz gurur verici ve ateşleyiciydi. Evet, bu girişimin altında koskoca bir oyun vardı ve ihanet içerisindeki bir grup hainin yapabilecekleri ancak bundan ibaretti. Bu inanç ve güçle halk o gece sokaklara döküldü; tüm sokaklar, caddeler ve minarelerden okunan salalar ne kadar güçlü ve büyük bir millet olduğumuzu bizlere yeniden hissettirdi. Sokaktaki bütün insanlar son derece özgüvenli ve gururluydu; bir saniye olsun meydanları yalnız bırakmadılar. Halkın bu dik duruşu sayesinde Mersin’de de hainler herhangi bir şey yapmaya cesaret edemediler.

Sizce Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş, darbe girişiminin seyrini ve halkın sokağa çıkma iradesini nasıl etkiledi?

Türk basınının 15 Temmuz’da göstermiş olduğu sağduyulu, soğukkanlı duruş ve yayınlarını hiçbir koşulda durdurmayarak halkın sonuna kadar yanında olduğunu göstermesi, bu hain kalkışmayı daha yolun başında başarısız ve çaresiz bıraktı. Medyanın milli iradeden yana net tavır koyması, halkın sokağa çıkma kararlılığını doğrudan ve çok olumlu yönde etkiledi.

Geriye dönüp baktığınızda, 15 Temmuz gecesi Türk medyasının sınavı geçtiğini düşünüyor musunuz? Medya o gece olmasaydı veya susturulsaydı sonuç nasıl olurdu?

Türk basınının bu sınavı kesinlikle başarıyla geçtiğini düşünüyorum. Çünkü basının dik duruşu sayesinde hainlerin cesareti kırıldı ve amaçlarına ulaşamadılar. Korkusuz bir Türk milletinin karşısında böyle haince bir kalkışmaya cüret ettiklerine bin pişman oldular. Şayet o gece basın susturulmuş olsaydı bu hainler halkı manipüle ederek belki çok daha fazla zarar verebilirlerdi. Oysa basının kamuoyuna sağlıklı, teyit edilmiş bilgileri hızlıca ulaştırması, kaynaklarını çok doğru kullanması ve halkla birlikte sokaklardaki o muazzam desteği tüm dünyaya anında göstermesi açısından medyanın çok ama çok büyük emeği geçmiştir. Yapılması gereken tam olarak buydu; bunu sadece mesleki bir emek olarak da algılamamak lazım, bu bir vatan göreviydi. Allah bir daha milletimize böyle acı ve karanlık şeyler yaşatmasın.