Tüm Tanıklar

Önder Yılmaz

Milliyet Gazetesi / Ankara Muhabiri

Uçakların alçak uçuşu nedeniyle gazete binasının camları kırılmış gibi ses çıkarıyor, yakın mesafedeki Genelkurmay'dan silahlı çatışma sesleri geliyordu.

Darbe girişimini akşam saatlerinde Keçiören’deki evimde yemek yemeye hazırlanırken, uçakların rutin dışına çıkarak düşük irtifada uçmalarıyla fark ettim. Uçakların uçmasını gerektiren bir durum yokken bu kadar alçaktan uçmasının garipseyerek o dönem çalışmakta olduğum Milliyet gazetesinde yöneticileri arayarak uçakların bu kadar alçaktan uçmalarının normal olmadığını, bilmediğimiz bir durum olup olmadığını sordum… Ardından haber kaynaklarımı arayarak durumu anlamaya çalıştım. İlk aldığım bilgi Genelkurmay Başkanlığı santralinde silahlı çatışma olduğu yönündeydi. Ancak silah seslerinin susmadığı bilgisi üzerine derhal gazete yönetimini arayarak Genelkurmay Başkanlığı’na geçeceğimi bildirdim.

Mesleki refleksle TSK içinde bir kalkışma olarak düşündüm ama işin boyutunun bu kadar büyük olduğunu ancak çatışma bölgesine gittiğimde fark ettim.

Genelkurmay Başkanlığı’nın bulunduğu İnönü Bulvarına döndüğümde çatışmanın korkunç boyuta ulaştığını gördüm. Havada helikopterler ile Genelkurmay Binası’ndan uzun namlulu silahlarla hedef gözetmeksizin ateş ediliyordu. Hem polis hem vatandaşlar korunmak için kendilerine siper edinmeye çalışıyordu.

Bu süreçte gazete binasına gelen yönetimle sürekli telefon trafiği yürüterek durumu anlamaya çalışıyordum.

Genelkurmay Başkanlığı’na başka muhabir arkadaşımızın vaziyet edeceğini bildiren yöneticilerim, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne geçerek oradaki durumu öğrenmemi istedi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne geçmeye çalışırken her yanda kargaşa hâkimdi. Külliyeye yaklaştığımızda uzun namlulu silahlı güvenlik kuvvetleri yolları keserek denetimler yapıyordu. Bize de kimlik sorup derhal bölgeden uzaklaşmamız istendi. Külliyede herhangi bir silahlı çatışma hali yoktu.

Bu arada dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın “bu bir kalkışmadır” açıklamasıyla birlikte durumun ciddiyetini daha derin hissettik. Bu işin sadece Genelkurmay Başkanlığı’yla sınırlı olmadığı, İstanbul’daki Boğaz Köprüsü başta olmak üzere birçok yerde çatışmaların olduğu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bulunduğu yerde de hareketliliklerin olduğu bilgilerini aldıkça işin vahameti ve darbe fotoğrafının tamamı zihnimizde belirdi.

O gece görev yaparken karşılaştığım en büyük zorluk TBMM’ye giriş yapmaktı. Artık darbe girişimi kesinleşmiş ve TBMM Başkanı İsmail Kahraman milletvekillerini Meclis’e çağırmıştı. Külliyeden gazete bürosuna dönerken üç tankın Paris Caddesinden Ayrancı istikametine gittiğini gördüm. Uçakların alçak uçuşu nedeniyle gazete binasının camları kırılmış gibi ses çıkarıyor, yakın mesafedeki Genelkurmay Başkanlığı’ndan silahlı çatışma sesleri geliyordu. Meclise giriş için kapıları tek tek deniyorduk. Ankara Büyükşehir Belediyesinin ağır damperli araçlarıyla tüm kapıların girişi engellenmişti. Yürüyerek girişlerimize de polis izin vermiyordu.

Uzun uğraşlar sonucu dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın zorlamasıyla yürüyerek Meclis kampüsüne girmeyi başardık. Havadan uçak ve helikopterlerin alçaktan uçuşları ve bomba atmaya başlamaları üzerine duvar diplerinden yürüyerek doğruca yasama faaliyetinin yapıldığı Genel Kurul Salonuna geçtik.

O kaos ortamında bir çok yanlış bilgi akışı da oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin darbeciler tarafından alındığı bilgisinden, bilinmeyen bir yerde olduklarına kadar birçok bilgi yayıldı. Bir gazeteci olarak doğrudan haber kaynaklarımla temasa geçerek doğru bilgiyi almayı gayret ettim.

Elbette gazeteci çalışma arkadaşlarımla dayanışma halinde bilgi paylamışını en yüksek seviyeye çıkararak bir habercilik yürüttük.

Bir gazeteci olarak o gece can güvenliğimizi düşünmemiştik. Önemli tarihi bir kırılma anına şahitlik ediyorduk. Görevimizi yerine getirmek dışında bir motivasyonumuz yoktu. Hatta Meclise girmemiz konusunda gazetedeki yöneticimizin “Büyük cesaretti; bombalar atılırken Meclise girmek” sözü, canımızı hiçe saydığımızı sonradan anlamamızı sağlamıştı.

Türk basınının 15 Temmuz gecesi sergilediği ortak duruş devletine sahip çıkma noktasındadır. Cumhurbaşkanının canlı yayında mesaj vermesinin sağlanması olayın kırılma anıdır ve darbe girişiminin seyrini doğrudan etkilemiştir. Halkın meydanlara inmesine, sokağa dökülmesine yol açmıştır. Basının objektif görev yapmasının olayların akışını nasıl etkilediği 15 Temmuz gecesi bir kez daha anlaşılmıştır.

Türk basını 15 Temmuz gecesi görevini layıkıyla yerine getirmiş ve eğer bir sınav olarak görülüyorsa sınavı geçmiştir. Daha öncede belirttiğim gibi eğer medya o gece olmasaydı veya susturulmuş olsaydı bugün hiç istemediğimiz şeyleri yaşıyor ve sonuçlarına katlanıyor olacaktık.