Mücahid Erdal
Bilecik Sakarya Gazetesi İmtiyaz SahibiManşet konusunu düşünürken Babam Şadi Erdal’dan çarpıcı bir fikir ortaya atıldı. “MAAŞ DEVLETTEN, EMİR KİMDEN?” başlığı cuk diye oturmuştu.
Ben Mücahid Erdal. 1990 yıllarında başladığım meslek hayatıma 15 Temmuz günü Bilecik’te yayın yapan Sakarya Gazetesi’nin yazı işleri müdürüydüm.
15 Temmuz darbe girişimine geçmeden önce, hain güruhla ilgili kendi penceremden yaşadığım bazı hadiselerle başlamak istiyorum.
1987 yıllında liseye başladım, o yıllarda milliyetçi muhafazakar ve dini guruplardan arkadaşlarımız vardı. Okulumda edebiyat öğretmenliği yapan amcam Ali Erdal o dönem “Fetullahçılar”ın yurtlarından gelen öğrencilerle ilgili “Bunlarla arkadaşlık kurma, bunların itikatlarında bozukluk var” diyerek uyarmıştı. Örnek olarak da “Dinler arası diyalog olmaz” diyerek gereken detayları da uzunca anlatmıştı.
1989’un şubat ayında babam Şadi Erdal ve amcam Ali Erdal tarafından gazetemiz kuruldu. Necip Fazıl Kısakürek’in ideolojisi ve “Sakarya” şiirini ilke edindiğimizden gazetemizin ismi de “Sakarya Gazetesi” oldu.
İlk sayımızda yer alan kuruluş manifestomuzda milliyetçi muhafazakâr tüm gurupları yanımızda gördüğümüzü deklare ettik. Ancak sadece kendilerine “Cemaat, Fetullahçı” denilen gruba hep bir mesafe koyduk.

Hal böyle iken 2010’lu yılların başında Bilecik Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne “Cemaatten” olduğu ifade edilen bir kişi atandı. Yalova ilinden gelen bu müdür göreve başlar başlamaz kurumda milliyetçi, ülkücü memurlara haksız uygulamalar yapmaya başladı. Bu yanlış uygulamaları eleştiren birtakım yayınlarımız oldu. Neticesinde eleştirilerimiz devletimiz tarafından haklı bulundu ve müfettişler gönderildi. Ancak ilimize gelen müfettişlerin raporlarına rağmen dönemin valisi Halil İbrahim Akpınar hiçbir işlem yapmadı.
Konuya ilişkin haberlerin Bilecik kamuoyunda geniş yankı bulması üzerine Özel Sevgi Çiçeği İlköğretim Okulu Müdürü Veli Arısoy telefon açarak beni çay içmeye davet etti. Gittim.
Makamını bırakıp karşıma oturdu ve Çevre Şehircilik İl Müdürü ile ilgili yaptığımız yayınların Çevre Müdürünü çok rahatsız ettiğini, Müdür Beyin iyi bir insan olduğu minvalinde konuştu. “Müdürüm bu konuların konuşulacağı yer burası değil. Bir derdiniz varsa gazeteye gelirsiniz anlatırsınız.” diyerek mevzuyu kapattım.
O esnada içeri biri girdi. Okul Müdürü önünü ilikleyip hocam diye hitap ettiği, kendi yerini verdiği kişiyle ilgili “Hocam bizim okulun, dershanelerin, yurdun, kargonun bulunduğu şirketin yöneticisidir” diye tanıttı.
Hal hatırdan sonra o kişi de Çevre Şehircilik müdürünün çok iyi bir insan olduğunu bizim yayınlarımızın Çevre Şehircilik Müdürünü rahatsız ettiğini anlatırken ben ayak ayak üstüne atarak (bir nevi bu konuşmadan rahatsız olduğumu ve herkesin haddini bilmesi gerektiğini ima etmek amacıyla) “Az önce Veli Müdüre zurnanın deliğinden anlattım, size daha açık konuşayım. Siz beni buraya hesap sormaya mı çağırdınız. Siz kim oluyorsunuz?” dediğim an meğerse kapının önünde bizi gizliden dinleyen Çevre Şehircilik Müdürü içeri girdi ve üzerime yürüdü. Ben de onun üzerine yürüdüm, küfürler falan derken ortamı diğerleri yatıştırdı. Oradan ayrılırken de bunun hesabını kendilerine soracağımı da söyledim.

***
Yine bu sıralarda Bilecik’te yayın yapan gazeteler arasında ek gösterge sebebiyle bir yarış başladı. Biz ek gösterge şartlarını yerine getirdiğimizi Bilecik Valiliğine bildirdik ancak ret geldi. İkinciye tekrar ret geldikten sonra üçüncüsü için dilekçe verip dönemin Valisi Halil İbrahim Akpınar’dan randevu istedik.
Görüşmemizde Vali, henüz bu konuyu incelemediğini belirtip biraz sohbet edelim dedi. Türkiye gündeminde olan dershanelerin kapatılmasıyla ilgili ne düşündüğümüzü sordu. Gazetemiz sahibi Şadi Erdal da hükümetin kararını doğru bulduğunu söyledi. Vali Bey “Ama Şadi Bey Güneydoğu’da PKK ile cemaat mücadele ediyor” deyince Babam Şadi Erdal’da “Devletin polisi var, jandarması var, Mücadele etmek cemaate mi kalmış” dedi. Ardından Vali, “Şadi Bey ben bu cemaatin okullarında okudum, yurtlarında kaldım. Bugün cemaat olmasaydı belki ben Vali olamayacaktım” dedi.
Ben de “Valim, hükümet ile cemaatin arası açılıyor mu acaba?” diye sordum. Vali Bey “Bu soruna sen kendin cevap ver. Anlaşılan konuya ilişkin bir tahminin var” dedi. “Evet, bence arası açılıyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması alelade bir durum değil. Arkasında bir güç olmayan hangi polis, MİT Müsteşarı ile ilgili dosya hazırlayabilir, hangi savcı ifadeye çağırabilir” yorumunda bulundum.
Ziyareti takip eden günlerde bizim ek göstergeyle ilgili talebimiz Valilikten yine ret yedi. 3 reddin ardından müracaat etme hakkımız olan Basın İlan Kurumu ek gösterge talebimizi inceleyerek haklı olduğumuzu, geriye dönük 6 ay mağdur edildiğimizi, geçmişe dönük haklarımızın telafi edilmesini, bundan sonra da uygulamanın ek gösterge verilerek devam etmesini belirten yazıyı gönderdi.
Ancak Vali Halil İbrahim Akpınar buna rağmen tam olarak uygulamayı yapmadı. Gerekçesiyle ilgili görüşmeye gittiğimde de “Uygulamayacağım. Bölge idare mahkemesi buraya 90 Km. istediğiniz yere gidebilirsiniz” dedi.
***
Derken 17/25 sözde yolsuzluk ve rüşvet operasyonu gündeme damgasını vurdu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Bunların okullarına gitmeyin, toplantılarına katılmayın, etkinliklerinde yer almayın” diye haykırırken Bilecik’te 9 daire müdürünün cemaatin okulu olarak bilinen Özel Sevgi Çiçeği İlköğretim okulunda toplandıklarını öğrendim. Araçlarının fotoğraflarını çektim ancak toplantı içeriğine ilişkin neler konuşulduğunu öğrenmek oldukça zordu.
Ertesi gün muhabirimiz Ahmet Meşe ile birlikte toplantıya katılan daire müdürlerinden Gençlik ve Spor İl Müdürünün yanına gittik. Toplantıda neler konuşulduğunu sordum. Gazeteci refleksi ile tahmin ettiklerimi öğrenmiş gibi anlattım. O da hayır öyle değil böyle, şeklinde anlatarak tabiri yerindeyse %100’lük bilginin %20sini öğrenmiş oldum.
Ardından toplantıya katılan Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterinin yanına gittik. %20 bilgiyi anlatıp sonra tahmin ettiklerimle devam ettim. Oradan da yeni bilgiler öğrenek bildiklerimi %40’a ulaştırdım.
Akabinde Milli Eğitim Müdürü’ne de giderek %40’lık bilgiyi anlatıp geri kalan kısmı tabir yerindeyse oltalama sistemiyle öğrendim. Orada öğrendiğim enteresan bir bilgi de; toplantıya girerlerken üzerlerindeki cep telefonlarının toplanması oldu. Müdür Bey’e “Sizin emrinizdeki bir özel okulun, toplantıya girerken cep telefonunuzu alması size hiç dokunmadı mı?” diye sordum.
Özel İdare, KYK ve diğer müdürleri dolaştıktan sonra yap-bozun parçalarını birleştirerek toplantının baştan sona nasıl gerçekleştiğini öğrenmiş oldum.
Toplantıyı en kısa haliyle şöyle anlatayım. Yemek yeniyor. Toplantı salonuna geçilirken telefonlar alınıyor. Toplantıda hükümet ve Ak Parti aleyhine video gösteriliyor. Ardından yaklaşan seçimlerde Ak Parti’yi kazandırmamak için ellerinden geleni yapacakları söyleniyor. İl Müdürlüklerine; bakanlıklardan gelen talimatları uygulamadan kendilerine getirmeleri, kendilerinin kararlarına göre uygulanıp uygulanmayacağına karar vereceklerini, belirtiyorlar. Ak Partinin ve Hükumetin doğru karar veremediğini, çünkü milletvekillerinin İran’da muta nikâhı ile görüntülerinin bulunduğunu, baskı altında olduklarını söylüyorlar.
Haberi oluşturduktan sonra manşet konusunu düşünürken Babam Şadi Erdal’dan çarpıcı bir fikir ortaya atıldı. “MAAŞ DEVLETTEN, EMİR KİMDEN?” başlığı cuk diye oturmuştu. Maaşları devletten alan müdürlerin, kararları uygulayıp uygulamayacaklarını cemaate götürüp sorması ve paralel bir yapıya olanak sağlamasının yanlışlığına dikkat çekmek için bu manşeti attık. 17 Şubat 2014 tarihinde yayınladığımız haberin detaylarına gazetemizden ulaşabilirsiniz.



